İnsanın yaşı ilerledikçe bazı şeylere daha çok kafa yoruyor. Eskiden bir evin kirası ne kadar, dolmuş kaç lira olmuş diye bu kadar düşünmezdik. Şimdi sabah kalkınca aklımıza ilk gelenlerden biri geçim hesabı oluyor.

Burası eskiden kiraları İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlere göre daha uygun bir yerdi. Öğrencisi de gelirdi, emeklisi de rahat rahat yaşardı. Şimdi ise ev kiralarına bakınca insanın gözleri büyüyor.

Bir ev arıyorsunuz, 15 bin liranın altında seçenek bulmak giderek zorlaşıyor. Hele temiz, düzgün, ulaşımı iyi bir ev olsun derseniz fiyatlar daha da yukarı çıkıyor. Ortalama kiralar artık 30 bin liraya dayanmış durumda.

Emekli maaşı belli, mutfak masrafı belli, faturalar belli. Ayın başında elimize para geçiyor, daha ne olduğunu anlamadan büyük bir kısmı gidiyor. Kira ödüyorsanız zaten işin rengi değişiyor.

Bir de sadece kirayı düşünmüyoruz ki.

Ulaşım ücretleri de giderek ulaşılmaz tutarlara dönüşüyor. Eskiden “dolmuşa binip gelirim” dediğimiz şey artık hesap kitap işi oldu. Gidiş geliş 100 lira. Her gün işe gidip gelen bir insan için ay sonunda bunun ne kadar tuttuğunu siz düşünün.

Markete gidiyorsun, fiyatlar başka. Pazara gidiyorsun, fiyatlar başka. Eve dönüyorsun, elektrik ve doğalgaz faturası bekliyor. Üstüne kira ödüyorsan insanın elinde ne kalıyor?

Üstelik Eskişehir sadece emeklilerin yaşadığı bir şehir de değil. Öğrenciler var. Üniversite için başka şehirlerden gelen gençler var. Onların da ev bulması gerekiyor. Ev sahipleri açısından bakıldığında onların da kendi hesabı var elbette. Fakat kiralar yükseldikçe bunun yükü en çok dar gelirli vatandaşın sırtına biniyor.

Eskiden bir apartmanda öğrenci de otururdu, emekli de. Şimdi herkes birbirinin kira hesabını yapar hale geldi.

Asıl üzücü olan şu; İnsanlar artık ev tutarken sadece “Bu ev güzel mi?” diye bakmıyor. “Maaşım bunun kirasına yeter mi?”, “Dolmuşa ne kadar vereceğim?”, “Elektriği, suyu nasıl ödeyeceğim?” diye düşünüyor.

İnsanın kendi evinde huzurlu olması lazım. Her ayın başında “Bu ay kirayı nasıl çıkaracağım?” diye düşünmek kolay değil.

İnsanlar artık “lüks bir hayat” hayal edemez oldu. Başını sokacak düzgün bir ev, pazardan ihtiyacını alabilecek kadar para, dolmuşa ya da otobüse binerken “Acaba bu ay param yetecek mi?” diye düşünmemek... İnsanların beklentisi artık bunlarla sınırlı.

İnsan çok şey istemiyor aslında.

Sadece insanca yaşamak istiyor.

Ama ne acıdır ki, insanların lüks anlayışı da artık bu kadar basit isteklere kadar indi. Kimse kendisi için daha iyisini, daha güzelini, biraz daha rahatını istemeye cesaret edemiyor. Çünkü önce en temel ihtiyaçlarını sorunsuz karşılayabilmenin hesabını yapmak zorunda.

Başını sokacak bir ev, karnını doyurabilmek, faturalarını ödeyebilmek, ay sonunu borçsuz getirebilmek...

Bunlar eskiden hayatın normaliydi.

Şimdi ise bunları sıkıntı çekmeden yapabilmek neredeyse lüks oldu.

İnsanların hayalleri küçülmedi aslında. Hayat pahalandıkça, hayal kuracak yerleri daraldı.