Okulların açılmasına az kaldı.
Bu günlerde birçok evde benzer bir telaş var.
Defter, kalem, çanta, kıyafet, servis, kurs, yemek derken liste uzayıp gidiyor. Üstelik mesele artık yalnızca okul masrafı da değil.
Bir çocuğu büyütmenin maliyeti her geçen yıl biraz daha artıyor.
Eskiden ailelerin temel kaygısı çocuğunu okutabilmekti. Şimdi ise buna bir de “geri kalmasın” kaygısı eklendi.
İngilizce öğrensin.
Bir spor dalıyla ilgilensin.
Bilgisayarı iyi kullansın.
Mümkünse kodlama bilsin.
İyi bir kursa gitsin.
Sınavlara hazırlansın.
Bir yandan sosyal olsun, bir yandan dersleri iyi olsun.
Aslında bunların hiçbiri tek başına yanlış değil.
Her anne baba çocuğu için daha iyi imkanlar ister.
Sorun biraz da burada başlıyor.
Çocuğumuz için iyi bir şey yapmak isterken, farkında olmadan kendimizi başka ailelerle yarışırken bulabiliyoruz.
“Onun çocuğu şu kursa gidiyormuş.”
“Arkadaşlarının hepsinde tablet varmış.”
“Bu yıl özel ders almazsa geri kalırmış.”
Bazen ihtiyacın nerede bittiği, kaygının nerede başladığı birbirine karışıyor.
Bir de işin ekonomik tarafı var.
Bugün çocuk sahibi olmak yalnızca daha fazla harcama yapmak anlamına gelmiyor. Aileler aynı zamanda çocuklarının geleceğiyle ilgili sürekli yeni kararlar vermek zorunda kalıyor.
Hangi okul?
Hangi kurs?
Hangi öğretmen?
Hangi spor?
Hangi yabancı dil?
Ve her kararın arkasında yeni bir maliyet var.
Ama belki zaman zaman kendimize başka bir soru da sormalıyız.
Bir çocuğun gerçekten neye ihtiyacı var?
Her kursa gitmeye mi?
En pahalı çantaya mı?
En yeni telefona mı?
Yoksa kendisini güvende hissetmeye, ailesiyle vakit geçirmeye, oyun oynamaya, merak etmeye ve biraz da sıkılmaya mı?
Çocukların geleceğine yatırım yapmak elbette önemli.
Ama çocukluğu da geleceğe hazırlık kursuna çevirmemek gerekiyor.
Çünkü bazen biz yetişkinler çok iyi niyetlerle çocuklarımızın hayatını fazlasıyla programlıyoruz.
Okuldan çıkıyor, kursa gidiyor.
Kurstan çıkıyor, ödeve oturuyor.
Hafta sonu başka bir etkinlik.
Boş kalan zamana da ekran giriyor.
Sonra da “Çocuklar neden bu kadar çabuk büyüyor?” diye şaşırıyoruz.
Belki çocuk büyütmenin pahalılaşmasının bir kısmı hayatın genel maliyetinden kaynaklanıyor.
Ama bir kısmı da bizim çocukluktan beklentimizin değişmesinden.
Artık sadece iyi insan yetiştirmek yetmiyor gibi hissediyoruz.
Başarılı olsun.
Öne çıksın.
Rakiplerinden geri kalmasın.
İyi bir üniversite kazansın.
İyi bir mesleği olsun.
Bunları isterken de çocuklarımızın omuzlarına, bazen fark etmeden, kendi kaygılarımızı yüklüyoruz.
Yeni eğitim yılı başlarken belki okul alışverişi listesinin yanına küçük bir not daha eklemek gerekiyor.
Çocuklarımızın her şeye sahip olması gerekmiyor.
Ama çocukluklarını yaşayacak kadar zamana, ilgiye ve rahatlığa sahip olmaları gerekiyor.
Bazen onlara yapacağımız en iyi yatırım yeni bir kurs değil.
Biraz daha az telaş olabilir.