Ali Lidar’ın “Otoban dolusu gürültüyü sığdırıp beynime” dediği yerdeyim. Bir şeyler oluyor, hayat bir şekilde akmaya devam ediyor ancak ben zamanın içinde sıkışıp kalmış gibiyim. Ne geçmişte, ne gelecekte ne de an da. Hiçbir zaman dilimine sığamayıp sadece şikayet ediyorum. Yetmez. Biliyorum. Çünkü güzel şeyler çaba ister. Yorar. Yorulmaya hazırım ama bir yandan da, güzel göremiyorum. Bir zamanlar en ufak rast giden bir şeyde bile “oh be” diyebiliyorken, şimdi belki de öyle uzaklaştım ki, nereden bakarsam bakayım güzellikleri göremiyorum. Bende çocuksu bir umut ve yalnızlıkla büyük hayaller kuruyorum. Bazılarının olmayacağını biliyor ama olacağını hissediyorum. Bazılarında ise çarpmaya hazırlıyorum kendimi. Biraz hayal kırıklıklarından, biraz acıdan ve çok ufaktan da umuttan ibaretim. İnancım olmasa umudum olur muydu? En büyük korkularımın bile zerre kadar inancımla yarışamayacağını biliyorum. Ben bugün iyiyim, yarın kötü, sonra da bir hiç belki. İnsani olan tüm duygularım yavaşça hafiflerken, ben bir yandan kendimle mücadele ediyor bir yandan da neyi olduğunu bilmeden bekliyorum. Ama sorun değil. Bugün iyiyim. Zaten ben çoğunlukla beklemeyi seviyorum. Kanlıkavağa gidip, oltamı atıyorum suya. Öyle bekliyorum. Amacım balık tutmak değil, o bekleyişi seviyorum. Zaten oltamın ucunda iğne de yok. Boş bir misina. Ben beklemeyi seviyorum. Hayat dalgalı, su durgun bugün. Ben de öylece izliyorum.