“Tanrı insanlardan umudunu yitiriyor ve kararsızlığa düşüyordu. İsrafil’e seslendi. Kafasının karışık olduğunu ve bir karar vermesi gerektiğini söyledi. İsrafil, artık vaktin geldiğini söyledi. ‘Suru üflemeye hazırım.’ dedi. Tanrı istedi. O sırada Mikail, İsrafil’in karşısına geçerek hâlâ insanlardan umut olabileceğini söyledi. İsrafil ve Mikail birbirleriyle savaştılar. Kazanan Mikail oldu ve insanlık kurtuldu. O insanlar içinden öyleleri çıktı ki Tanrı kararında haksız çıktı. Bunun üzerine Mikail’e neden kendisine karşı geldiğini sordu. Mikail cevap verdi: ‘Kafan karışıktı ve seçim yaptın. Ben ise sana istediğini değil, ihtiyacın olanı verdim.’ Ve Tanrı, Mikail’i affetti...”

Bu bölüme geçmişte izlediğim bir filmden bir alıntıyla başlamak istedim. Hayatta her zaman istediklerimizin olması mı, yoksa ihtiyacımız olanların olması mı daha iyisi? Gelin bunu biraz konuşalım. Bu soruyu aslında çoğu zaman birden fazla seçenek arasında kaldığımızda ve karar verme aşamalarında kendimize sormamız gerekir. Ancak çoğunlukla ihtiyaç kısmını görmezden gelir, istediklerimiz ile istemediklerimiz arasında seçim yaparız. Oysa kendimize karşı her zaman dürüst olmalı ve isteklerimizin yanında gerçekten ihtiyacımız olan şeyleri de göz önünde bulundurmalıyız. Bazen bir şeyi yapmayı, yemeyi, bir yere gitmeyi ya da bir insanla konuşmayı çok isteriz. Ancak gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını düşünmeden isteriz. Buna göre seçimler yapar ve kararlar alırız. Fakat bazen bu kararlar bizi yanıltabilir. Belki de o işi yapmamalı, o kişiyle konuşmak yerine kendimizi dinlemeli, o yemeği yemek yerine vücudumuza daha iyi gelecek bir şeyi tercih etmeli ya da gitmek yerine kalmalıyız. Buna karar verebilmek için önce kendimize "Ben neyi istiyorum?" sorusunu sormalı, ardından da "Peki benim gerçekten ihtiyacım olan şey bu mu?" diye düşünmeliyiz.

Peki bu ikisi arasındaki ayrımı nasıl yapacağız?

Aslında basit. Kendimizi görerek; hem mantığımızı hem de duygularımızı dinleyerek. Çünkü hangi konuda olursa olsun aldığımız her karar bize bir his verir. Önemli olan ise o hissin geçici mi yoksa kalıcı mı olduğunu tartabilmektir. Örneğin bazen karakterimize uygun olmadığını hissettiğimiz bir şeyi, sırf istediğimiz için yaparız. Ancak zamanla bunun gerçekten ihtiyacımız olan şey olup olmadığını da görürüz. Mesele burada, kendimiz için gerçekten faydalı ve iyi olanı hissedebilmektir.İhtiyaçlarımızı da kendimiz belirlemeli, toplumsal normları bir kenara bırakmalıyız. Sağlıklı seçimler ancak bu şekilde yapılabilir.

Belki çok iyi resim yapan ve oldukça yetenekli biriyiz. Resim yapmak bize iyi hissettiriyor. Ancak bir yandan da mimar olmak istiyoruz. Mimarlıkta da çizim yapacağımızı düşünerek bu yola çıkıyoruz. Sonrasında ise yaptığımız şeyin, bize iyi hissettirecek ve ihtiyacımız olan şey değil; sadece istediğimiz doğrultusunda seçtiğimiz bir yol olduğunu fark ediyoruz. Çünkü karşımıza teknik çizimler, renksiz ve belki de bize sıkıcı gelen eskizler çıkıyor.İşte burada asıl ihtiyacımızın ne olduğunu görmeli ve onun için harekete geçmeliyiz.Peki bu her zaman bir seçim midir?İstediğimiz bir şey aynı zamanda ihtiyacımız olan şey de olamaz mı?Elbette olabilir. Ya da tam tersi... Aslında ihtiyacımız olan şey, aynı zamanda en çok istediğimiz şey de olabilir.

İsteği uygulamak kolaydır. Ancak ihtiyacı belirlemek ve onun için harekete geçmek çoğu zaman daha zor ve karmaşıktır. Bu sebeple, bu ikisinin aynı olmadığını hissettiğimiz durumlarda; yetilerimizin, mantığımızın ve hislerimizin doğrultusunda hareket etmeliyiz. Bazen birisiyle konuşmak isteriz ama asıl ihtiyacımız olan kendimizle konuşmaktır.Bazen birisiyle konuşmak istemeyiz ama asıl ihtiyacımız onunla konuşmaktır.Bazen de birisini gerçekten severiz ancak kırılırız ve onunla konuşmayı istemeyiz. Oysa ihtiyacımız olan şey, onunla konuşmaktır. Aksi hâlde istediğimiz ya da istemediğimiz bir şeyin peşinden giderken bize iyi gelecek bir şeyi kaçırmış olabiliriz.

Çünkü sevgi, ilgi ve anlaşılmak bir ihtiyaçtır...