Her şehrin bir dili vardır derler ama Eskişehir’in dili ne binalarındadır ne de tabelalarında... Bu şehrin ruhu, kaldırımlarında yankılanan adımlarda, köprü başlarındaki selamlaşmalarda ve tramvay çanının o tanıdık sesinde saklıdır. Bir kenti gerçekten anlamak istiyorsanız haritaya değil, sokaklarına bakmanız gerekir.

Birkaç kilometre içinde iki farklı çağı yaşatır bu şehir size. Odunpazarı’nın dar ve arnavut kaldırımlı sokaklarında yürürken zamanın yavaşladığını hissedersiniz.

Sonra birkaç sokak öteye, İsmet İnönü Caddesi’ne yani bizim hep söylediğimiz adıyla Doktorlar Caddesi’ne geçersiniz. Bir anda dinamik, cıvıl cıvıl ve enerjisi yüksek bir ritim karşılar sizi.

Hamamyolu’nda yürürken bir bankta soluklanan yaşlı bir amcayla, ders arasına çıkmış sırt çantalı bir üniversite öğrencisi aynı sahneyi paylaşır. Kimse kimseye yabancı değildir çünkü Eskişehir’in sokakları insanları ayırmaz, birleştirir.

Eskişehir’in soğuğu meşhurdur, kabul. Ayazı adamın yüzünü çarpar, rüzgârı Porsuk’tan sert eser. Ama bu şehrin sokaklarında yürürken içiniz kolay kolay üşümez. Köprü başında fırından yeni çıkmış sıcak bir simidin buğusu, bir dostla karşılaşıp verilen ayaküstü bir selam ya da köşe başındaki bir çay ocağından yayılan sıcaklık, o ayazı unutturmaya yeter.