Bir kentin mimarisi, sadece taşların üst üste konulmasıyla değil, o taşları oraya dizen zihinlerin vizyonuyla şekillenir. Bugün "düzenli şehirleşme" dendiğinde birçoğumuzun aklına İspanya’nın o meşhur kare bloklu, cetvelle çizilmiş hissi veren ikonik kenti Barcelona gelir. Ancak çok uzağa gitmeye gerek yok; Eskişehir merkeze 66 kilometre uzaklıktaki Çifteler ilçesinde, bozkırın tam kalbinde, Barcelona’ya adeta taş çıkaran 113 yıllık bir yerleşim mucizesi gizli: Abbashalimpaşa Mahallesi.

Her şey, 1912 yılındaki Balkan Savaşları'nın o yakıcı günlerinde başladı. Bulgaristan’ın Kırcaali bölgesinden göç etmek zorunda kalan ve vatan toprağına sığınan Türkler, buraya yerleştiğinde sadece kendilerine yeni bir yurt değil, aynı zamanda Türkiye'deki geleneksel yerleşimlerden tamamen ayrışan bir mimari miras kurdular. Kuruluş aşamasında her aileye 120 dekar tarla ve 700 metrekare arsa tahsis edilerek hazırlanan imar planına öyle bir sadakat gösterildi ki, aradan geçen bir asrı aşkın sürede bu milimetrik plandan tek bir santim bile sapılmadı. Cumhuriyet döneminde de titizlikle korunan bu doku sayesinde, bugüne kadar yıkılıp yeniden yapılan hiçbir bina mevcut sınırları ihlal etmedi.

İlk kurulduğunda padişah çiftlikleri geleneğini yaşatan "Mandıra" ismiyle anılan bu köyün kaderi ve adı, 30 Aralık 1914’te değişti. Bölge halkının talebiyle köye; geçmişte Bursa Valiliği ve Bayındırlık Bakanlığı yapmış, dönemin Osmanlı Sadrazamı Said Halim Paşa'nın kardeşi Abbas Halim Paşa'nın adı verildi.

Bugün Abbashalimpaşa’nın sokaklarında yürüdüğünüzde ne boğucu bir darlık, ne de yolunuzu kesen tek bir çıkmaz sokak bulabilirsiniz. Tamamen düz, birbirine paralel ve kare bloklardan oluşan bu özgün mimari, aslında planlı ve disiplinli bir yaşam iradesinin en somut göstergesi. Keşmekeşin ve çarpık kentleşmenin gölgesinde kalan günümüz şehirlerine inat; Abbashalimpaşa 113 yıldır ilk günkü çizgisine sadık kalarak, bize mimaride planlamanın ve tarihe saygının ne demek olduğunu bozkırın ortasından sessizce fısıldamaya devam ediyor.