Siyaset son günlerde büyük bir “yenilenme” telaşı içinde.

Yeni partiler kuruluyor, yeni isimler konuşuluyor, yeni logolar tasarlanıyor, yeni söylemler üretiliyor. Meydanlarda en çok duyduğumuz kelime artık “yeni”…

Fakat insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Gerçekten yenilenen siyaset mi, yoksa yalnızca siyasetçilerin üzerindeki rozet mi?

Çünkü dikkatle bakıldığında çoğu zaman değişen sadece çatının adı oluyor. Aynı isimler, aynı alışkanlıklar, aynı refleksler… Değişen yalnızca tabela.

Oysa yenilenmek; sadece yeni bir parti kurmak, yeni bir rozet takmak ya da yeni bir slogan bulmak değildir.

İnsan da hayatı boyunca kendini yeniler. Düşüncelerini gözden geçirir, hatalarından ders çıkarır, yeni tecrübeler edinir. Gerçek yenilenme zihniyette olur. Siyasette de böyledir. Eğer vatandaşla kurulan ilişki değişmiyorsa, millete bakış değişmiyorsa, sadece tabelanın değişmiş olmasının çok da bir anlamı kalmaz.

Ama her yenilik, geçmişi de hatırlatır.

Çünkü yeni olan, ister istemez eskiyi sorgulatır. Kimlerin iz bıraktığını, kimlerin sadece gelip geçtiğini yeniden düşündürür.

İşte tam da burada aklıma Eskişehir siyasetinin unutulmayan isimlerinden biri geliyor:
Metin Nurullah Sazak.

Siyasi görüşler elbette farklı olabilir. Seveni de olur, eleştireni de… Fakat hakkı teslim etmek, siyasetin de vicdanın da gereğidir.

Bana göre Metin Nurullah Sazak, Eskişehir’in son dönemde yetiştirdiği en ulaşılabilir siyasetçilerden biriydi.

Onu sadece kürsülerde konuşurken değil; düğünlerde, cenazelerde, asker uğurlamalarında, sünnet merasimlerinde, esnafın çayında, mahallenin sokağında görmek mümkündü. Şehrin insanı onu tanıyordu; o da şehrin insanını tanıyordu.

Bugün bile vatandaşın kendisine rahatlıkla yaklaşabilmesi, bir düğün davetiyesini çekinmeden uzatabilmesi, halini hatırını sorabilmesi tesadüf değildir. Çünkü samimiyet seçim dönemlerinde kurulmaz; yıllar içinde biriktirilir.

Aslında olması gereken siyaset de tam olarak budur.

Siyaset; koruma duvarlarının arkasına saklanmak değildir.

Siyaset; vatandaşın telefonuna cevap verebilmektir.

Siyaset; cenazede omuz vermek, düğünde bir tebessüm bırakmak, askere giden gencin heyecanını paylaşmak, esnafın çayını içmek, mahallenin yaşlısının duasını alabilmektir.

Çünkü siyaset, insanı yalnızca seçim sandığında hatırlama sanatı değildir; hayatın her anında yanında olabilme sorumluluğudur.

Bugün birçok siyasetçi milyonlara sosyal medya üzerinden ulaşabiliyor. Fakat mesele kaç kişiye ulaştığınız değil, kaç insanın size gönül rahatlığıyla ulaşabildiğidir.

Eskişehir’in hafızasında yer eden siyasetçiler, en çok konuşanlar değil; en çok dokunanlar olmuştur.

Bu şehir; kibri değil tevazuyu, mesafeyi değil yakınlığı, protokolü değil samimiyeti sever.

Belki bugün siyaset gerçekten yeniden şekilleniyor.

Yeni tabelalar asılıyor, yeni hareketler doğuyor.

Ama unutulmaması gereken bir gerçek var:

Bir siyasetçiyi yaşatan, partisinin adı değildir.

Onu yaşatan; bir cenazede omuz vermesi, bir düğünde hatırlanması, bir çocuğun başını okşaması, bir yaşlının duasında yer bulmasıdır.

Makamlar biter.

Rozetler değişir.

Partiler kapanır, yenileri kurulur.

Fakat milletin gönlünde yer edinmiş bir siyaset anlayışı kolay kolay eskimez.

Eğer bugün gerçekten bir yenilenmeden söz edeceksek, işe tabelaları değil, siyasetin ruhunu yenileyerek başlamalıyız.

Çünkü Eskişehir’in ihtiyacı olan şey yeni sloganlar değil; kapısı çalınabilen, telefonu aranabilen, düğünde görülen, cenazede omuz veren, makamını millete mesafe koymak için değil millete yaklaşmak için kullanan siyasetçilerdir.

Bana göre Metin Nurullah Sazak’ın geride bıraktığı en değerli miras da bir milletvekilliği değil, tam olarak budur.

İnsanla arasına mesafe koymayan bir siyaset anlayışı…