Cihan Yıldırım yazdı...
Eskişehir’de siyaseti konuşurken çoğu zaman kişileri konuşuyoruz. Kim hangi makama gelecek, hangi bürokrat kiminle görüştü, belediyelerde hangi isim öne çıkıyor, hangi STK kime yakın…
Oysa şehir açısından daha önemli üç soru var:
Ne yaptığını biliyor mu? Doğru bildiğini yapabilecek cesareti var mı? Güç sahibi olduğunda kendisine sınır koyabiliyor mu?
Kınalızâde Ali Efendi, yaklaşık beş asır önce Ahlâk-ı Alâî’de iyi insan ve iyi toplum düzenini üç temel erdem üzerinden anlatıyordu: Hikmet, şecaat ve iffet.
Bugünün diliyle: Akıl, cesaret ve ölçü.
Bu üç kavram, Eskişehir’de siyasetçiyi, bürokratı, belediye yöneticisini ve sivil toplum temsilcisini değerlendirmek için hâlâ iyi bir terazi.
Çünkü makam, bir liyakat belgesi değildir.
Yıllardır bürokraside bulunmak müdürü olduğunuz yeri iyi yönettiğinizi, uzun süredir siyaset yapmak da şehrin geleceğini okuyabildiğinizi göstermez.
Eskişehir’in ulaşım, su, kentsel dönüşüm, sanayi, turizm, yaşlanan nüfus ve gençlerin şehirde tutulması gibi önünde duran meseleleri var. Bunları okuyamayan bir yönetim, bugünü idare edebilir ama geleceği kuramaz.
Hikmet biraz da budur.
Fakat bilmek yetmez. Bildiğiniz doğruyu gerektiğinde en güçlü yerel siyasi aktöre, belediye başkanına, parti yöneticisine, hatta kendi arkadaşlarınıza söyleyebilmeniz gerekir. İstemediğiniz bir kişi bir makama atanacak diye kapı kapı yerel siyasetçi gezmek; istemediğiniz kişiyle ilgili çoğu asılsız ve nefret içerikli iddialarda bulunmak cesaret değildir, ahlâka hiç uygun da değildir.
Bu nedenle iktidara açık bir çağrım var:
Bürokratlarınızı bu üç ilke çerçevesinde sorgulayın.
Size ne kadar yakın olduklarına değil, işlerini ne kadar iyi yaptıklarına bakın. Gerektiğinde size itiraz edemeyen insanlardan oluşan bir çevre, zamanla sizi gerçeklerden uzaklaştırır. Danışmanlarınızı, akıl çemberinizi doğru tahlil edin.
Sivil toplum da kendisini bu sorgulamadan muaf tutmamalı. STK başkanlığı protokolde yer edinme, kendine profesyonel başkan kariyeri ve başkan emeklisi olma makamı değildir.
STK'nın bütçesi, arabası, binası ve imkanları ile kurduğunuz imparatorluklar yıkılmaya mahkumdur. İktidara yakınsanız iktidarın, muhalefete yakınsanız belediyenin imkanları ve koruma kalkanı ile emekli olunacak yerler hiç değildir.
Edindiklerinizi borçlu olduklarınız için harcamalısınız ve bunun için ölçülü bir cesarete ihtiyacınız var.
Aynı çağrı belediyelere:
Kendinizi, hizmetlerinizi ve belediye bürokratlarını bu üç ilkeyle gözden geçirin.
Merkezi yönetimde eleştirdiğiniz kadrolaşmayı kendi kurumunuzda yapıyorsanız eleştirinizin inandırıcılığı kalmaz. Yıllardır aynı isimlerin, çevrelerin ve alışkanlıkların devam etmesini de başarı sayamazsınız. İsimlerin değişmesi yetmez; yönetme biçimi de değişmelidir.
Üçüncü ölçü, yani iffet ise siyasette insanın kendisine sınır koyabilmesidir.
Makam istemek, siyasette iddia sahibi olmak yanlış değildir. Mesele; makam ve güç elde edildiğinde kendi çevresini kayırmamak, kamu imkânını kişisel nüfuza dönüştürmemek ve zamanı geldiğinde koltuktan kalkabilmektir.
Bazen bir yönetici hakkında sorulabilecek en doğru soru şudur:
Makamın hâlâ ona mı ihtiyacı var, yoksa artık onun bir makama mı ihtiyacı var?
Buradan Eskişehir için basit bir kural çıkarıyorum.
Bir insanı, hizmeti veya yönetim anlayışını üç ölçüyle tartalım:
Hikmet. Şecaat. İffet.
Üçünden birinde kusur varsa düzeltilebilir. Kimse kusursuz değildir. Ama üçten ikisi de yoksa artık o kişiyi, hizmeti ya da anlayışı terk etmek gerekir.
Sırf bizden diye taşımayalım. Yıllardır o koltukta diye vazgeçilmez saymayalım. Her aradığımızda "evet efendim" diyor diye devlete ve millete yük etmeyelim. Kişisel işlerinizde size yaranmak için her türlü fedakarlığı yapan bürokratınızın bu "şirinliği" için başarısızlığını görmezden gelmeyelim. Belediyede yılların ismi diye alternatifini düşünmekten korkmayalım.
Çünkü siyasi ahlâk, rakibimizin yanlışını görmekle değil, aynı yanlışı kendi mahallemizde gördüğümüzde ne yaptığımızla ölçülür.
İktidar bürokratına, belediye kadrosuna, sivil toplum başkanına, siyasetçi de önce kendi çevresine baksın:
Aklı var mı? Doğruyu yapacak cesareti var mı? Ölçüsü var mı? Birinde eksik varsa düzeltelim. İkisinde eksik varsa vazgeçelim.
Çünkü bir şehir için vazgeçilmez olan kişiler ve makamlar değil; akıl, cesaret, ölçü ve bunların ortaya çıkaracağı adalettir.
Ve Eskişehir'de adalet duygusunun hizmette, siyasette ve bürokratik atamalarda oldukça zarar gördüğü bu dönemde gemiyi limana batırmadan getiren siyasetçi kazanan olacaktır.