Cihan Yıldırım yazdı...
Butlan kararının ardından CHP’de yaşanan deprem, sadece birkaç istifa satırıyla sınırlı kalmadı. Milletvekili, belediye başkanı ve üye katmanlarında kopuşlar peş peşe geldi; hala da geliyor.
Eskişehir tablosu özellikle çarpıcı: Dokuz CHP’li başkandan sekizi, üç milletvekilinden ikisi Yeni Parti saflarına geçti.
Partinin üye sayısının da kısa sürede 5-6 bine dayandığı konuşuluyor.
Sayılar soğuk, ama hikayeler sıcak…
Bu geçişlerin bir kısmı gönüllü. Bilerek, isteyerek, hatta “aşkla” geçenler var. Eski aidiyetlerini geride bırakıp yeni bir soluk arayanlar, kendi iradeleriyle adım attılar. Bir kısmı ise hala tereddütte: Ne tamamen kopabiliyor ne de eski yerinde rahat edebiliyor.
Asıl dikkat çeken üçüncü gruptakiler… Ben onlara ‘sürüklenenler’ diyorum…
Ayşe Ünlüce’yi bu kategoride görüyorum. Üzerinde oluşan baskı, tek bir kaynaktan değil; tabandan, tavandan, merkezden ve sokaktan aynı anda geldi.
“Herkes geçiyor, sen neden duruyorsun” havası, bir süre sonra “geçmek zorunda kalmak” algısına dönüştü. Karar, belki de kişisel inançtan çok, çevresel yoğunluğun ürünü oldu.
Benzer durumda olan başka isimler de var; isimleri farklı, mekanizması aynı. Sürüklenme, siyasetin en sessiz ama en etkili mekanizmalarından biri. Gönüllü geçişlerde coşku ve ideolojik tutarlılık öne çıkar. Sürüklenmede ise hesap, korku, yalnız kalma endişesi ve “trenin kaçması” hissi baskındır.
Bu, ne tamamen zorlama ne de tamamen özgür iradedir; ikisinin gri bölgesidir. Baskı açık tehdit şeklinde gelmese bile, “herkes orada, sen de gel” iklimi yeterince ağırdır.
Yeni Parti’nin yükselişi, CHP’deki boşlukların ve iç hesaplaşmaların doğal sonucu olarak okunabilir. Ancak her geçişin arkasındaki motivasyonu aynı kefeye koymak, hem gerçekleri hem de kişileri sığlaştırır.
Gönüllü geçenlerle sürüklenenleri ayırt etmek, hem analitik hem de ahlaki bir sorumluluktur. Çünkü siyaset, sadece sandık ve üye sayısından ibaret değildir; aynı zamanda iradenin ne kadar özgür kaldığının da ölçüsüdür.
Eskişehir örneği, bu ayrımı net gösteriyor.
Sekiz başkan ve iki vekilin toplu hareketi, bir dalga etkisi yarattı. O dalganın içinde yüzmeyi seçenler olduğu gibi, dalganın sürüklediği isimler de var.
Ayşe Ünlüce’nin durumu, bu ikinci gruba dair en görünür örneklerden biri…
Baskının yönü ve yoğunluğu değişebilir; ama mekanizma tekrarlanmaya devam ediyor.
Siyasetin bu grisi, önümüzdeki dönemde daha da belirginleşecek gibi duruyor. Gönüllü geçenler coşkularını koruyacak, tereddütte kalanlar kararını erteleyecek, sürüklenenler ise belki bir gün “aslında istememiştim” deme ihtiyacı duyacak.
O gün geldiğinde, bugünkü baskıların hesabı daha net görülecek.
İsmet Özel ile bitirelim: İkna edilmişlerle yola çıkılmaz. Yola, inanmışlarla çıkılır…