Cihan Yıldırım yazdı...

Bir sabah uyandığınızda şehrin nasıl göründüğü, aslında onu nasıl yaşadığımızla ilgilidir.

Eskişehir’e sabahın erken saatlerinde bakınca, kalabalığın henüz başlamadığı başka bir şehir görünür. Porsuk kıyısı sessizdir; dükkânlar kapalı, trafik yoktur. Yaşlı bir çift bankta oturur, gençler durağa yürür, belediye işçileri sokakları temizler, park görevlisi toprağa eğilmiştir. Biraz sonra tramvay geçer ve şehir uyanır. Şehir dediğimiz şey, her sabah yeniden kurulur.

Belediyeleri çoğu zaman büyük yatırımlarla değerlendiririz: kaç yol yapıldı, kaç tesis açıldı, ne kadar harcama yapıldı… Bunlar önemlidir. Ama bir şehrin gerçek kalitesi, günlük hayatın akışında gizlidir. Suyun akması, otobüsün zamanında gelmesi, parkın temiz olması, yaşlının rahat yürümesi, çocuğun güvenle bir yere bırakılabilmesi, öğrencinin uygun fiyata yemek yiyebilmesidir.

İyi belediyeciliğin önemli bir kısmı görünmezdir. Gece patlayan bir boruyu onaran ekip, sabahın erken saatinde sokağı temizleyen işçi, kar altında çalışan şoför çoğu zaman fark edilmez. Ama şehir onların emeğiyle işler.

Son yıllarda belediyecilik daha da zorlaştı. Ekonomik koşullar değiştikçe beklentiler de arttı. Artık insanlar yalnızca altyapı değil, hayatın her alanında kolaylık istiyor. Eskişehir’de de belediyecilik giderek doğrudan insanın günlük yaşamına dokunan bir yapıya dönüştü: kreşler, kent lokantaları, kırsal destekler… Bunlar yalnızca hizmet değil, arkasında gerçek hayatlar olan uygulamalar.

Ancak işin bir de diğer tarafı var. Temiz sokak, düzenli trafik, güzel parklar istiyoruz; bunlar haklı talepler. Fakat şunu da sormak gerekiyor: Biz bu şehre ne kadar sahip çıkıyoruz?

Çünkü belediye sokakları temizler ama kirlenmesini engelleyemez. Çöp kutusu koyar ama çöpü doğru yere atma alışkanlığını oluşturamaz. Trafik düzeni kurar ama kurallara uyulmasını tek başına sağlayamaz. Bir noktadan sonra mesele belediyecilik değil, şehir kültürüdür.

Eskişehir’in en önemli gücü, farklı kesimlerin bir arada yaşayabildiği bir şehir olmasıdır. Bu kültürü korumak gerekir. Trafikte sabır göstermek, yere çöp atmamak, kamusal alanlara saygı duymak, engelli geçişlerini kapatmamak gibi basit davranışlar şehrin kalitesini belirler. Bunların hiçbiri maliyet gerektirmez; sadece dikkat ve saygı ister.

Şehir, belediye ile vatandaş arasında kurulan görünmez bir dengeye dayanır. Belediye görevini yapar, vatandaş da sorumluluğunu. Biri eksik olursa şehir de eksik kalır.

Elbette Eskişehir’in sorunları var: trafik, altyapı, mahalle beklentileri… Bunlar görmezden gelinemez. Ama aynı zamanda güçlü bir aidiyet duygusu da var. İnsanlar bu şehri seviyor ve sahipleniyor. Umut da burada başlıyor.

Çünkü şehirleri sadece yöneticiler değil, küçük davranışlar değiştirir. Yere çöp atmayan bir çocuk, yayaya yol veren bir sürücü, ağacı sulayan bir vatandaş… Büyük şehir kültürü böyle oluşur.

Bugün biz varız, yarın olmayacağız. Ama şehir yaşamaya devam edecek. Önemli olan, geriye nasıl bir Eskişehir bırakacağımızdır.

Daha çok bina, daha çok yol elbette olacak. Ama asıl mesele, birbirine saygı duyan insanların yaşadığı bir şehir bırakabilmektir. Temizliği sadece belediyeden beklemeyen, kamusal alanı koruyan, hakkı gözeten bir şehir…

Çünkü bir şehri gerçekten iyi yapan şey binalar değil, insanların birbirine nasıl davrandığıdır.

Eskişehir’in geleceği için umut da tam burada yatıyor.

Ve en basit cümle aslında her şeyi özetliyor:

Bu şehir hepimizin.