Geçtiğimiz günlerde Eskişehir yine güzel bir görüntüye ev sahipliği yaptı.
Uluslararası Eskişehir Yarı Maratonu nedeniyle şehrin sokakları bu kez otomobillerden çok koşan insanlarla doldu. Farklı ülkelerden, farklı yaşlardan binlerce insan aynı parkurda buluştu. Kentin alıştığımız caddelerinde spor yapan, terleyen, birbirini alkışlayan insanları görmek açıkçası insana iyi geliyor.
Ama benim asıl dikkatimi çeken maratonun kendisinden çok başka bir şey oldu.
Eskişehir gerçekten sporla yaşayan bir şehir olabilir mi?
Aslında bunun için elimizde çok şey var.
Düz bir şehiriz. Yürümek için uygunuz. Bisiklete binmek için uygunuz. Porsuk'un çevresi, parklarımız, yürüyüş yollarımız, açık alanlarımız var. Genç nüfusumuz var. Üniversitelerimiz var. Spor kulüplerimiz var. Yüzmeden atletizme, basketboldan bisiklete kadar birçok branşta spor yapan çocuklarımız ve gençlerimiz var.
Ama bütün bunlara rağmen günlük hayatımızda spor hâlâ olması gereken yerde değil.
Çoğumuz için spor, yapılması gerektiğini bildiğimiz ama sürekli ertelediğimiz bir şey.
“Pazartesi başlarım.”
“Havalar biraz serinlesin yürürüm.”
“İşler hafiflesin spor salonuna yazılırım.”
“Çocuk bir büyüsün, ben de kendime zaman ayırırım.”
Derken yıllar geçiyor.
Oysa spor dediğimiz şeyin illa profesyonelce yapılması gerekmiyor. Herkes maraton koşmak zorunda değil. Herkes spor salonuna gitmek zorunda da değil.
Bir insanın her gün yarım saat yürümesi de spor.
Çocuğuyla bisiklete binmesi de.
Hafta sonu yüzmeye gitmesi de.
Akşam yemeğinden sonra Porsuk boyunca bir tur atması da.
Bence şehirlerin yaşam kalitesini konuşurken biraz da buna bakmamız gerekiyor.
Bir şehirde kaç alışveriş merkezi olduğu kadar, kaç insanın akşam yürüyüşe çıktığı da önemli.
Kaç yeni bina yapıldığı kadar, çocukların kaçının düzenli spor yaptığı da önemli.
Kaç otomobilin trafikte olduğu kadar, kaç bisikletlinin güvenle yol alabildiği de önemli.
Çünkü spor sadece kilo vermek ya da daha iyi görünmek için yapılan bir şey değil.
İnsanın zihnini de değiştiriyor.
Sokağı değiştiriyor.
Şehri değiştiriyor.
Spor yapan insanın şehirle ilişkisi farklı oluyor. Yaşadığı mahallenin parkını fark ediyor, kaldırımı fark ediyor, bisiklet yolunu fark ediyor. Çocuğunu spora götüren bir aile, o şehrin spor tesislerini ve imkânlarını sorgulamaya başlıyor.
Yani spor kültürü geliştikçe şehir kültürü de gelişiyor.
Eskişehir'in bu konuda önemli bir avantajı olduğunu düşünüyorum.
Bizim şehrimiz yürünebilir ölçekte bir şehir.
İstanbul gibi bir yere ulaşmak için saatlerinizi trafikte geçirmek zorunda değilsiniz. Ankara kadar büyük mesafeler yok. Şehrin birçok noktasına kısa sürede ulaşabiliyoruz.
Bu aslında büyük bir fırsat.
Ama bunu ne kadar kullanıyoruz?
Sabah işe giderken birkaç yüz metre bile yürümemek için otomobile biniyoruz.
Markete arabayla gidiyoruz.
Çocuğumuzu mümkünse okulun kapısına kadar araçla bırakıyoruz.
Asansör varken iki kat merdiven çıkmıyoruz.
Sonra da hareketsiz yaşamdan şikâyet ediyoruz.
Belki biraz alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor.
Bir şehirde spor kültürü sadece büyük organizasyonlarla oluşmaz.
Maratonlar elbette güzel.
Şehre hareket getiriyor, insanları teşvik ediyor, Eskişehir'in adını duyuruyor.
Ama benim için esas mesele maraton bittikten sonraki pazartesi sabahı.
O gün sokakta kaç kişi yürümeye devam ediyor?
Kaç çocuk bir spor dalına başlıyor?
Kaç aile hafta sonunu alışveriş merkezinde geçirmek yerine birlikte hareket etmeyi tercih ediyor?
Asıl başarı biraz burada.
Ben Eskişehir'in “spor şehri” denildiğinde yalnızca profesyonel takımların ya da büyük organizasyonların akla geldiği bir şehir olmasını istemem.
Parklarında yürüyen yaşlıların, bisiklete binen gençlerin, havuzlarda kulaç atan çocukların, sabah koşusuna çıkan insanların da bu kimliğin parçası olduğu bir şehir çok daha değerli.
Belki de spor şehri olmak tam olarak budur.
Tribünde spor izlemekten biraz daha fazlası.
Sporu hayatın içine sokabilmek.
Geçtiğimiz günlerde binlerce insan Eskişehir sokaklarında koştu.
Güzel bir görüntüydü.
Ama umarım asıl güzel görüntü, yarış bittikten sonra başlar.
Eskişehir'in sokaklarında, parklarında, havuzlarında ve bisiklet yollarında her geçen gün daha fazla insan görürüz.
Çünkü bana göre sağlıklı bir şehir, yalnızca büyüyen şehir değildir.
Hareket eden şehirdir.