Biz Çocuklarımıza Ne Bıraktık?
Son zamanlarda haberleri izlerken dayanamayıp televizyonu kapatıyorum. Ve bunu sık yapmaya başladım. İnsan bir yerden sonra kaldıramıyor.
“Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu” diyecek değilim. Vardı. Kavga eden de vardı, kötü yola düşen de, cinayet işleyen de. İnsan aynı insan sonuçta.
Ama yine de bugünkü bazı olayları anlamakta zorlanıyorum.
Daha 15-16 yaşında bir çocuk nasıl oluyor da cebine bıçak koyup sokağa çıkıyor? Nasıl oluyor da küçücük bir tartışmada karşısındaki insanın canını alabilecek noktaya geliyor?
Bir de hayvanlara yapılanları görüyoruz. Geçenlerde yavru bir kediye yapılan eziyeti okudum. Ayrıntısını yazmak bile istemiyorum. Okurken insanın içi acıyor.
Bu çocuk hiç mi acımadı? Benim asıl anlayamadığım bu.
Bir insan öfkelenebilir. Çocuk da öfkelenir. Kavga eder, bağırır, kapıyı çarpar. Biz de yaptık bunları. Ama insanın içinde bir yerde “Tamam, buraya kadar” diyen bir şey olması gerekmez mi?
Biz ona vicdan derdik.
Çocukluğumda çok duyduğum bazı sözler var. Bugün kulağa biraz eski geliyor olabilir.
“Ayıptır.”
“Günahtır.”
“Yapma, onun da canı var.”
“O da birinin evladı.”
Bazen annemiz söylerdi, bazen babamız, bazen bir komşu. Sokakta yanlış bir şey yaptığınızda sizi yalnızca kendi aileniz değil, mahallenin büyüğü de uyarabilirdi. O zaman kızardık belki çocuk aklımızla.
Bu sözlerin, kızmaların hepsi aynı yere çıkıyormuş aslında: Her istediğini yapamazsın.
Kimseye istediğin gibi davranamazsın.
Gücün yetiyor diye vuramazsın. Sana kötü söz söyledi diye bıçaklayamazsın. Kendinden güçsüz diye bir hayvana eziyet edemezsin.
Bunun için önce polis korkusu değil, insanın kendi içinde bir sınır olması gerekiyor.
Bugünün çocukları küçücük yaşta görmemesi gereken bir çok şey görüyor.
Telefonu açıyorlar, kavga görüntüsü, küfür.
Bir insanın başına kötü bir şey geliyor, altında yüzlerce kişi dalga geçiyor.
Başkasının acısı çok kolay eğlenceye dönüşüyor.
Burada anne babalar olarak kendimize de bakmamız gerekiyor.
Çocuğun karnı acıksa anlarız. Üşüse üstünü giydiririz. Ateşi çıksa sabaha kadar başında bekleriz.
Okuldan gelince ilk sorumuz çoğu zaman bellidir:
“Dersler nasıl?”
“Sınavdan kaç aldın?”
“Ödevini yaptın mı?”
Keşke bazen de “Bugün kimi sevindirdin?” diye sorsaydık.
“Birinin kalbini kırdın mı?”
“Arkadaşın düştüğünde kaldırdın mı?”
Belki bunlar küçük şeyler gibi görünüyor. Değil. Çocukların insan olmayı da bir yerlerden öğrenmesi gerekiyor. Güçlü olmayı öğretirken merhameti de yanına koymamız gerekiyor. Yoksa öğretilen bu güç başka bir şeye dönüşebiliyor.
Bir çocuğa “Kendini ezdirme” demek kadar “Sen de kimseyi ezme” demek gerekiyor.
Tabii bütün mesele aile terbiyesi demek de doğru olmaz. Hayat bu kadar basit değil. Bazı çocukların evinde şiddet var. Bazılarının ciddi ruhsal sorunları var. Kötü arkadaş çevresi var, uyuşturucu var, suç var. İnternetin etkisi var. Silaha ve bıçağa ulaşmanın kolaylığı var.
Bunların hepsi ayrı ayrı konuşulmalı.
Hayatın her yerine polis koyamazsınız.
Her okulun her köşesine güvenlik görevlisi dikemezsiniz.
Anne baba da çocuğunun yanında ömür boyu duramaz.
Bir gün o çocuk tek başına kalacak.
Kimsenin görmediği bir yerde yanlış bir şey yapabilecekken yapmıyorsa, karşısındaki kendinden güçsüz olduğu halde ona zarar vermiyorsa, bir hayvanın canının yandığını düşünüp elini geri çekiyorsa...
Orada vicdan vardır.
Günün sonunda çocuğumuzun hangi okulu bitirdiğinden önce, nasıl bir insan olduğu kalıyor geriye.
Her anne çocuğunun başarılı olmasını elbette ister, ama önce vicdanlı olmasını istemek lazım.
Çünkü vicdan varsa insanın içinde hâlâ umut vardır.