Eskişehir’de bir kafeye oturduğunuzda ya da tramvay beklerken etrafa baktığınızda aynı manzarayı görmek çok kolay.

İnsanlar yan yana ama çoğunun gözü telefonda.

Bir masada dört kişi oturuyor, bir süre sonra dördü de kendi ekranına dönüyor.

Tramvay durağında birkaç dakikalık bekleme var, eller hemen ceplere gidiyor.

Aslında bu sadece Eskişehir’e özgü değil.

Hayatımız böyle oldu.

Üstelik teknoloji bize sürekli zaman kazandırıyor.

Bankaya gitmeden işlem yapıyoruz.

Yemeği birkaç dokunuşla söylüyoruz.

Bir yere nasıl gideceğimizi saniyeler içinde öğreniyoruz.

Mesajlarımız anında ulaşıyor.

Yapay zekâ, eskiden uzun zaman alan işleri birkaç dakikada yapabiliyor.

Kısacası her geçen yıl biraz daha fazla zaman kazanıyoruz.

Ama ilginçtir, kimsenin zamanı yok.

Herkes yetişememekten şikâyet ediyor.

İşe yetişemiyoruz.

Mesajlara yetişemiyoruz.

Maillere yetişemiyoruz.

Çocuklara, arkadaşlara, kendimize yetişemiyoruz.

Belki de sorun zamanı kazanamamamız değil.

Kazandığımız zamanı hemen başka şeylerle doldurmamız.

Eskiden bir yerde beklemek gerçekten beklemekti.

Otobüs durağında etrafa bakardık.

Bir arkadaşımız geç kaldığında biraz sıkılırdık.

Bir kafede tek başımıza otururken düşünürdük.

Şimdi birkaç dakikalık boşluk bile bize fazla geliyor.

El hemen telefona gidiyor.

Asansörde telefon.

Kırmızı ışıkta telefon.

Yemek yerken telefon.

Televizyon izlerken bile başka bir ekran.

Boş kalmamak için sürekli bir şey tüketiyoruz.

Belki de bu yüzden günün sonunda çok şey yapmış ama hiçbir şeye gerçekten vakit ayırmamış gibi hissediyoruz.

Teknoloji hayatımızı hızlandırdı ama bizi de hızlandırdı.

Artık hızlı cevap vermek, hızlı karar vermek, hızlı öğrenmek, hızlı çalışmak zorundaymışız gibi hissediyoruz.

Bir işi daha kısa sürede bitirince kalan zamanı dinlenmek için kullanmıyoruz.

Yeni bir iş koyuyoruz.

Sonra bir tane daha.

Böylece zamanı kazanıyoruz ama boşluğu kaybediyoruz.

Oysa insanın biraz boşluğa da ihtiyacı var.

Hiçbir şey yapmadan oturmaya.

Bir yere yürürken sadece yürümeye.

Yemek yerken sadece yemek yemeye.

Bir arkadaşını dinlerken başka yere bakmamaya.

Belki mesele teknolojiyi daha az kullanmak da değil.

Biraz daha bilinçli kullanmak.

Çünkü sorun telefonun elimizde olması değil.

Elimizde olmadığı birkaç dakikaya artık tahammül edemememiz.

Hayatı kolaylaştıran her şey güzel.

Ama hayatın amacı yalnızca daha çok işi daha kısa sürede yapmak olmamalı.

Bazen yavaşlamak da gerekiyor.

Çünkü zaman kazanmak başka şey.

O zamanı yaşayabilmek başka.

Belki de son yıllarda en çok unuttuğumuz şey bu:

*Zaman kazandık ama zamanı kaybettik.*