Cihan Yıldırım yazdı...
Şu sıralar Eskişehir siyasi gündeminin hatırı sayılır bir bölümüne YENİ Parti hakim. Cevahir Çalıkuşu’nu destekleyenler… Rahmi Çınar’ı destekleyenler… Ayşe Ünlüce’nin tercihi, Kazım Kurt’un durduğu yer, Talat Yalaz’ın söyledikleri, eski il ve ilçe başkanlarının açıklamaları…
Şehirde siyasetle az çok ilgilenen pek çok kişi bu yarışın takipçisi durumunda. Kimin kiminle yan yana geldiğine, kimin kimi desteklediğine, hangi adayın arkasında hangi belediye başkanının bulunduğuna herkes pür dikkat kesilmiş vaziyette.
Çalıkuşu kazanırsa Ünlüce kazandı diyenleri mi ararsınız, Çınar kazanırsa Kurt şehrin tek hakimi oldu diyenleri mi… Şu destekledi, bu kaybetti… Bu parti içi hesapları, eski defterleri ve adaylara yakınlıkları üzerinden belediye başkanlarına hisse tahsis edenleri bir kenara bırakırsak Odunpazarı’nda aslında küçümsenmeyecek başka bir şey oluyor.
YENİ Parti, farkında olarak veya olmayarak, küçük ölçekte bir seçim provası yapıyor. Örneğin Çalıkuşu kahveye gidiyor. İnsanlarla oturuyor. Kendisini anlatıyor. Üyeye sesleniyor. Üstelik bunu yalnızca ‘Bana oy verin’ diyerek değil; ülkedeki adalet meselesini, siyasete güven sorununu, değişim ihtiyacını kendi adaylık hikayesinin içine yerleştirerek yapıyor.
Diğer aday Çınar da uzun yıllardır siyasetin içinde olmasına rağmen daha önce pek alışık olmadığımız ölçüde görünür oluyor. Gazetecilerin karşısına çıkıyor. Üyelere sesleniyor. Geçmişini, örgütçülüğünü, yaptıklarını anlatıyor. Rakibinin söylediklerine cevap veriyor.
Başka toplumsal meseleler üzerinden kendi siyasi pozisyonunu tarif ediyor. Yani ortada henüz bir kazanan yok ama yarış şimdiden iki adaya da bir şey yaptırmış durumda: Sokağa çıkarmış, az şey değil inanın bana.
Siyasetin itibar kaybettiği, insanlarla siyasetçi arasındaki mesafenin açıldığı bir dönemden geçiyoruz. ‘İnsanlar neden siyasetten uzaklaştı’ diye eyvahlanıyoruz… Oysaki, siyasetin eski ve basit bir kuralı var karşımızda; İnsan, etkilendiği ve etkileyebileceği şeye ilgi duyuyor.
Bir düşünün… Hiçbir etkinizin olmayacağı bir seçime ne kadar ilgi duyabilirsiniz? Kimin seçileceğinin aşağı yukarı önceden belli olduğu, seçilecek kişinin de seçicisinin de başka masalarda belirlendiği bir sürecin nesine heyecanlanacaksınız?
Sandık sizin önünüze geldiğinde geriye yalnızca daha önce verilmiş bir kararın altına imza atmak kalıyorsa, orada seçmen değil noter olursunuz. Yani bir yerde bir görev icra edecekken, diğerinde ise siyaset yapacaksınız. Birkaç gün önce AK Parti heyeti Eskişehir’deydi. Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz geldi. Toplantılar yapıldı. Açıklamalar yapıldı. Seçimler konuşuldu, anayasa konuşuldu, teşkilat konuşuldu.
Peki şehirde kayda değer bir siyasi merak oluştu mu? Dönüp bakın. Bir tarafta iktidar partisinin genel merkezinden gelen önemli bir siyasi aktör. Diğer tarafta bir siyasi partinin iki ilçe başkan adayı. Normal şartlarda hangisinin daha fazla konuşulması beklenir? İnanın bana AK Parti’nin kurmayları şehri çeperlerinde şöyle bir esti geçti.
Üç aşağı beş yukarı ne olacağını biliyorduk. Odunpazarı’ndaki bu belirsizlik, herkesin seçilecek adayda söz sahibi olması dikkatleri buraya çekiyor. Etki yoksa ilgi de azalıyor anlayacağınız. Bu açıdan başka bir tuhaflık var… Siyasi partiler, Çok üyeleri olsun isterler. Üye sayısını açıklarken mümkünse alkış da olsun isterler. Aynı üyeler karar vermeye başladığında işler biraz karışır. Çünkü söz hakkını çoğaltmanın kaçınılmaz bir sonucu var; Kontrol azalır…
Milletvekili seçmenden önce genel merkeze bakmaya, il ve ilçe başkanı üyeden önce liderliği üstlenen kişinin işaretini kollamaya, belediye başkan adayı kentteki karşılığından önce Ankara’daki karşılığını hesaplamaya başladığında ortaya heyecan uyandırmayan, bir manzara çıkıyor.
Seçim var. Sandık var. Oy var ama sürpriz yok. Çünkü kimin seçileceği kime oy vereceğimiz kimi desteklemek zorunda kalacağımız önceden belli olur genelde. YENİ Parti’nin Odunpazarı’nda yaptığı şey elbette bütün bunları değiştirecek büyüklükte değil. Zaten bir ilçe başkanlığı yarışından memleketin demokrasi meselesini çözmesini beklemek de biraz insafsızlık olur.
Ama küçük olması önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü rekabet siyasetçiyi hareket ettiriyor. Çalıkuşu kahveye gidiyorsa karşısında Rahmi Çınar var. Çınar daha fazla görünür olmak zorunda kalıyorsa karşısında Cevahir Çalıkuşu var. Birinin varlığı diğerinin konforunu bozuyor. Yine de insanın aklına bir ‘keşke’ geliyor.
Keşke yarışın dili biraz daha dışarıya dönük olsaydı. Çalıkuşu yalnız YENİ Parti üyesine değil, Odunpazarı’nda yaşayan ve adalet meselesinden mustarip olan herkese konuşsaydı. Çınar yalnız kendi örgütüne değil, yıllardır siyasetle arasına mesafe koymuş Eskişehirliye de neden siyaset yaptığını anlatsaydı. Evet, sandık Yeni Parti Odunpazarı İlçe başkanlığı için kurulacak.
Ama siyasetin parti binasının içinde kalmak zorunluluğu yoktu. Hatta tam tersine… Gözlerin ve kulakların bu kadar YENİ Parti’nin üzerinde olduğu bir anda yarış içeride olsa da dil dışarıya dönük olmalıydı.
Bence bu yarışın eksik bıraktığı yer burası. “Kim kimin adamı?” “Kim kimin önünü kesiyor?” “Kim kimi destekliyor?” Bunların yerine iki aday Eskişehir’e dönüp, “Bu şehrin şu meselesi hakkında ben bunu düşünüyorum” dese…
Çalıkuşu adalet diyorsa, adaleti Eskişehirlinin gündelik hayatına indirse… Çınar başka bir toplumsal sorunu öne çıkarıyorsa onun karşısına kendi sözünü koysa… O zaman yapılan şey bir ilçe başkanı seçmenin ötesine geçer. Partinin kendi küçük sandığı, bütün şehre açılan bir kürsüye dönüşür.
Üstelik bunun için uygun bir an var. Çünkü bugün yalnız YENİ Partililer bu seçime bakmıyor. CHP’liler bakıyor. AK Partililer bakıyor. MHP’liler bakıyor. Siyasetle profesyonel olarak ilgilenmeyen insanlar bile “Ne olacak?” diye kulak kabartıyor. Bir siyasi partinin rakiplerinin bile dikkatle izlediği bir yarışın öznesi haline gelmesi, siyasete ilginin azaldığından yakındığımız bir zamanda yabana atılacak şey değil.
Demek ki insanlar siyasete bütünüyle ilgisiz değiller. Belki de sonucu önceden belli, kimin seçileceğinin üyelerin insafına bırakılmadığı siyasete ilgisizler. Çünkü gerçek bir rekabet ortaya çıktığında dönüp bakıyorlar. Verdikleri oyun sonucu değiştirebileceğini düşündüklerinde sandık birden kıymetleniyor. Birilerinin hazırladığı listeyi tasdik etmekle, sonunda kimin çıkacağını bilmediğiniz iki isimden birini seçmek aynı şey değil.
Bu yüzden YENİ Parti’nin Eskişehir’de şimdiye kadar yaptığı en iyi işlerden biri belki de bu yarıştır. Fakat işin bir de tehlikeli tarafı var. Ve bu tehlikeli tarafta oynamak isteyen azımsanmayacak bir kesim de. Biliyoruz ki her rekabet siyaset üretmiyor. Korkunç hizipleşmeler üretiyor, dedikodular üretiyor, gruplaşmalar üretiyor… Telafi edilmeyecek yaralardan, unutulmayacak düşmanlıklar çıkabiliyor böylesi yarışlarda.
İşte yarış buraya sıkışırsa birkaç haftadır oluşan bütün siyasi enerji yeniden parti içi hesaplaşmanın dar koridorlarına çekilebilir. Ve rekabet dediğimiz şey yavaş yavaş “çapulcu pazarı”na dönüşür. Oradan herhangi bir fikir beklemek yanlış olur. Oy sayılır. Gruplar sayılır.
Dün kimin yanında olduğu, bugün nereye geçtiği hesaplanır. Sonunda siyaset, insanları çoğaltmak yerine kampları çoğaltır. Oysa Çalıkuşu’nun kahveye gitmesinin, Çınar’ın alışık olmadığımız ölçüde görünür olmasının kıymeti çok daha başka. Parti içi rekabette rakibi küçültmek de mümkün.
Partiyi büyütmek de... İlki daha kolay. İkincisi biraz zahmetli. YENİ Parti’nin önünde bugün muazzam bir fırsat ver. Sonunda elbette Rahmi Çınar ya da Cevahir Çalıkuşu kazanacak. Bu fırsatın nasıl kullanılacağı ilerleyen günlerde belli olacak. Sandık kaldırıldığında geriye ne kaldığına bakmak gerekecek. Yeni küskünlükler mi? Yeni kamplar mı?
Belediye başkanlarının hanesine yazılmış yeni galibiyet ve mağlubiyetler mi? Yoksa daha fazla insana ulaşmış, üyeyi seyirci olmaktan çıkarıp kararın içine sokmuş, rakiplerinin bile merak ettiği bir siyasi hareket mi? Çünkü YENİ Parti açısından bu yarışın en büyük kazancı Rahmi Çınar’ın ya da Cevahir Çalıkuşu’nun kazanması olmayabilir.
Daha zor ama daha kıymetli bir şeyden söz ediyorum. İnsanlara siyasetin hala sonucu merak edilecek bir şey olduğunu hatırlatmak.