Cihan Yıldırım yazdı...
Son günlerde Eskişehir’in cadde ve sokaklarında dolaşan bir ekip var. El arabalarıyla, kürekleriyle, asfalt malzemeleriyle çukurları kapatıyorlar. Kendilerine “çukur avcıları” diyorlar. Bu kadar çok çukur olunca ekip kısa sürede hayli popüler oldu.
Kentin dört bir yanından mesaj yağıyor: “Şu sokaktaki çukuru da kapatın”, “Ana caddedeki kocaman deliği de örtün”, “Mahallemizde çocuklar düşüyor, bir bakın”…
İnsanlar artık belediyeden umudu kesmiş, kendi çözümlerini üretmeye başlamış durumda!
Bu çukur meselesi gerçekten herkesi canından bezdirdi. Sorunun çözülmesini beklerken tam tersi oluyor; çukurlar giderek büyüyor, derinleşiyor, çoğalıyor. Yağmur yağdığında su birikintisi haline gelen, araçların süspansiyonlarını bozan, motosikletlileri ve bisikletlileri tehlikeye atan bu delikler, kentin gündelik hayatının bir parçası haline geldi.
Üstelik bu yeni bir mesele değil…
Yaklaşık on beş yıl önce çalıştığım gazetede benzer bir işe girişmiştik. O zamanlar da çukurlar bitmek bilmiyordu. Aldık elimize el arabasını, küreği, küçücük bir ekiple mahallemizdeki çukurları kapatmaya başladık.
Hatta işi biraz daha ileri götürüp silinen, silikleşen yol çizgilerini boyamaya da kalkışmıştım.
O günlerde “belki ses getirir, belki bir şeyler değişir” diye umutlanmıştık.
Aradan geçen on beş yılda değişen tek şey, çukurların sayısının artması oldu. Eskiden daha çok kenar semtlerde, tali yollarda görülen çukurlar artık kent merkezine de yayılmış durumda. Ana arterlerde, işlek caddelerde bile araçların zıplamasına neden olan delikler var.
Belediyelerin en temel hizmeti olan yol bakımı ve onarımını yerine getirememesinin hiçbir mazereti olamaz. Bütçe yokluğu, personel eksikliği, hava koşulları…
Bunların hepsi söylenebilir ama Eskişehir gibi bir kentte, yıllardır aynı sorunun devam etmesi kabul edilemez. Eskişehirli bunu hak etmiyor. Ne yaya olarak kaldırımda yürürken, ne aracıyla yolda giderken, ne de çocuğunu okula gönderirken her an bir çukura düşme kaygısı taşımak zorunda değil.
Ali Baş ile sabahları yaptığımız programda, şaka yollu “Çukur Festivali” yapılmasını önermiştik.
Belki bir gün, kentin en büyük çukurlarının fotoğraflarıyla bir sergi açılır, “Yılın Çukuru” seçilir diye gülmüştük.
Ama gülünecek bir durum değil.
Her gün bu konuda şikayet alıyoruz; telefonlar, mesajlar, sosyal medya yorumları…
İnsanlar yorulmuş. Çukur avcıları gibi gönüllü ekiplerin ortaya çıkması, aslında belediyelerin yıllardır çözemediği bir sorunun artık vatandaşlar tarafından “idare edilmesi” gerektiğinin göstergesi.
Bu mesele bir an önce çözülmeli.
Geçici yamalarla, birkaç kamyon asfaltla değil; sistemli bir bakım planıyla, düzenli denetimle ve sorumluluk alarak çözülmeli. Ve on beş yıldır değişmeyen bir tabloyu daha fazla izlemeye kimsenin tahammülü kalmadı.