Odunpazarı’nda bulunan Tarihi Kurşunlu Külliyesi, son günlerde Eskişehir’in en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Kütahya Vakıflar Bölge Müdürlüğünün açtığı tahliye süreci durduruldu. Elbette bu kararı doğru bulan da olacaktır, yanlış bulan da. Herkesin farklı bir değerlendirmesi olabilir.

Ancak bu tartışmanın dikkat çekici bir tarafı var.

Odunpazarı Belediyesi, Burhan Sakallı döneminden bu yana Kurşunlu Külliyesi’nde kiracı olarak hizmet veriyor. Bugün ise belediye başkanlığı koltuğunda Kazım Kurt oturuyor.

Şehrin siyasi yelpazesine baktığımızda birbirinden oldukça farklı, hatta tabiri caizse birbirine zıt kutuplarda duran insanların bu meselede ortak bir noktada buluştuğunu görüyoruz.

Bu mutabakat oldukça açık: Belediye, Kurşunlu Külliyesi’nde kiracı olarak hizmet vermeye devam etmeli.

Peki, Eskişehir’de farklı dünya görüşlerine sahip insanların bile aynı noktada buluşmasına sebep olan bu mesele neden bazı çevreleri bu kadar rahatsız ediyor?

Asıl sorulması gereken soru belki de bu.

Benim dikkat çekmek istediğim konu, yalnızca belediyenin tahliye edilip edilmemesi değil. Mesele, Vakıflar Bölge Müdürlüğünün bugüne kadar ortaya koyduğu kiralama ve mekân tahsis anlayışıdır.

Eskişehir’de Vakıflara ait taşınmazların kimlere, hangi ölçülere göre, hangi şartlarda ve ne şekilde tahsis edildiği uzun zamandır konuşuluyor. İhalesiz, sessiz sedasız gerçekleştirilen kiralamalar ve belli çevrelerin bu imkânlardan daha fazla yararlandığı yönündeki eleştiriler artık şehrin farklı kesimlerinde karşılık buluyor.

Daha da önemlisi, Vakıfların kapısını çaldığında kendisine yer ve mekân temin edilen, kurumun yaklaşımına yakın duran bazı çevrelerin bugün Vakıflar Bölge Müdürlüğünün her kararını sorgusuz sualsiz savunması insanın aklına ister istemez bazı sorular getiriyor.

Elbette herkesin bir kurumu savunma, belediyeyi eleştirme hakkı var. Ancak kamuya ait bir mekânın kime, hangi gerekçeyle tahsis edildiği sorgulanırken gösterilmeyen hassasiyetin, belediyenin tahliyesi söz konusu olduğunda birdenbire ortaya çıkması düşündürücü değil mi?

Üstelik meseleye sadece siyasi pencereden bakanlar da var.

Belediye başka bir partinin yönetiminde diye, sırf siyasi rekabet ve hizipçilik adına söylenmedik söz bırakmayanlar, işi zaman zaman hadsiz ve hudutsuz ithamlara kadar vardırıyor.

Oysa kamu malı, siyasi aidiyete göre değerlendirilmez. Vakıf eseri de kimsenin siyasi hesaplaşma aracı değildir.

Bugün belediyenin oradan çıkmasını isteyenlerin bir kısmına da şu soruyu sormak gerekiyor:

Mesele gerçekten vakıf hassasiyeti mi, yoksa boşalacak bir mekânın kime ve nasıl tahsis edileceğine dair başka beklentiler mi var?

Kimseyi peşinen itham etmiyorum. Ancak geçmişteki uygulamalar ortadayken bu sorunun sorulmasından da kimse rahatsız olmamalı. Şeffaflık isteniyorsa herkes için istenmeli. Hesap sorulacaksa herkes için sorulmalı.

Bir başka mesele de konu hakkında görüşlerini ifade eden eski AK Parti Eskişehir İl Başkanı Dündar Ünlü’ye yönelik yakışıksız ve mesnetsiz ifadeler.

Bir insanın düşüncesine katılmayabilirsiniz. Eleştirebilirsiniz. Ancak sırf sizinle aynı düşünmüyor diye insanları hedef göstermek, itibarsızlaştırmaya çalışmak ve hakaret etmek hangi dava anlayışına sığar?

Kendilerini hakikatin savunucusu olarak görenlerin, önce kendi sözleriyle savundukları değerler arasındaki çelişkiye bakması gerekiyor.

Çünkü hakikat, kimsenin tekelinde değil. Bir kurumu savunmak, o kurumun her kararını doğru kabul etmek değildir. Bir davaya bağlılık da yanlışın üzerini örtme mecburiyeti doğurmaz.

Burada belediyenin siyasi kimliğini bir kenara bırakıp kamu yararını konuşmak gerekiyor. Burhan Sakallı döneminde de aynı ölçü geçerli olmalıydı, Kazım Kurt döneminde de geçerli olmalı.

Dün belediye yönetimindeyken sesini çıkarmayanlar, bugün de kendi çevrelerine dönüp aynı soruları sorabilmeli.

Benim itirazım Vakıflara değil; vakıf hassasiyetini işine geldiğinde hatırlayan anlayışa. İtirazım kamu malının korunmasına değil, kamu malının belli çevrelerin imkân alanına dönüşmesine.

Eskişehir’de artık şu soruların cevabını duymak istiyoruz: Hangi taşınmaz, kime, hangi şartlarda ve hangi ölçütlerle kiralandı? Kimler bu imkânlardan yararlandı? Aynı şartlar herkese uygulandı mı?

Bunlar sorulmadan yalnızca Kurşunlu Külliyesi üzerinden ahkâm kesmek, biraz da işine gelen kısmı konuşmak olmuyor mu?

Sonuçta mesele bir belediyenin hangi partiden olduğundan, bir müdürlüğün hangi kararı aldığından çok daha büyük.

Vakıflar, birilerinin arka bahçesi; vakıf eserleri de birilerinin gelecek planlarına uygun şekilde dağıtılacak mülkler değildir.


Vakıf malında ölçü hukuk ve hakkaniyet olmalı; yakınlık, aidiyet ve hatır değil.