Kahramanmaraş’tan bir haber geldi…
Şanlıurfa’dan bir diğeri…

Henüz “çocuk” dediğimiz yaşta gençler, ellerine silah alıp okula girdi.
Canlar gitti…
Aileler yıkıldı…

Şimdi dönüp kendimize sormayacak mıyız?

Biz nerede eksildik?

Aile mi çözüldü?
Sokak mı sustu?
Mahalle mi dağıldı?
Yoksa eğitim mi yetersiz kaldı?

Eskiden bir çocuk sadece anne babasının evladı değildi…
Mahallenin evladıydı.
Sokağın emaneti, okulun umuduydu.

Bir yanlış yaptığında önce komşu fark ederdi.
Bir sıkıntısı olduğunda önce mahalle hissederdi.
Bir eksikliği olduğunda öğretmeni tamamlardı.

Şimdi ise…
Aynı apartmanda yaşayanlar birbirini tanımıyor.
Aynı evin içinde yaşayanlar birbirini duymuyor.

Aile var ama yorgun…
Okul var ama yalnız…
Mahalle var ama ruhu yok…

Eğitim desen, bilgi veriyor ama yön veremiyor.
Disiplin desen, kural koyuyor ama anlam kazandıramıyor.
Biz çocuklara “başar” diyoruz ama “nasıl insan olacağını” anlatamıyoruz.

Sonra bir gün…
Bir çocuk eline silah alıyor.

Ve biz şok oluyoruz.

Oysa o çocuk bir günde o noktaya gelmedi.
Gözümüzün önünde eksildi…
Ama biz fark etmedik.

Şimdi suçlu arıyoruz.

Aile mi?
Eğitim sistemi mi?
Sokak mı?
Toplum mu?

Cevap basit ama ağır.

Hepsi.

Çünkü biz bir bütündük…
Ve o bütünü kaybettik.

Bugün okulların önüne polis koyabiliriz. Belki de en kolayı bu olacak.
Ama o çocukların kalbine kim dokunacak?

Bugün okulların önünde, hastanenin koridorlarında tedbir alabiliriz.
Ama kaybettiğimiz değerleri nasıl geri getireceğiz?

Mesele sadece güvenlik değil.
Mesele, insan yetiştirememek.

Ve kabul edelim

Evlatlarımızı koruyamıyoruz…
Evlatlarımızı eğitemiyoruz…
Evlatlarımızı yetiştiremiyoruz…

Ama birbirimizi suçlayarak rahatlıyoruz.

Oysa bu mesele birinin veya bir kurumun değil…
Hepimizin meselesi.

Üzülerek söylüyorum ki
Aileyi yeniden inşa etmek zorundayız.
Mahalleyi yeniden diriltmek zorundayız.
Eğitimi sadece sınavdan ibaret olmaktan kurtarmak zorundayız.

Bir çocuk kayboluyor, bir toplum yolunu kaybediyor.