Bazı dosyalar vardır; raflarda sararır, üzerini toz kaplar, yıllar geçtikçe unutulduğu sanılır. Ama adalet dedikleri o ağır işleyen çark, gün gelir hiç beklenmedik bir anda dönmeye başlar. Tıpkı Eskişehir’in Beylikova ilçesinde, tam 19 yıl önce üzeri kapatılan o karanlık hikayede olduğu gibi…

Yıl 2007. Beylikova’nın Yeniyurt Mahallesi’ne ekmek parası için gelen, henüz hayatının baharında, 29 yaşında mevsimlik bir işçi kadın: Sultan Aydın. Kulaktan kulağa yayılan, köy yerinde fısıltıyla konuşulan bir "gönül ilişkisi" iddiası ve ardından gelen ani bir sessizlik. Sonrası malum; "Kızım kayboldu" diyerek jandarmaya giden bir baba ve çok geçmeden Porsuk Çayı’nın serin sularında, boynu kırılmış halde bulunan gencecik bir beden.

O dönem ne katil bulunabildi ne de olayın ardındaki perde aralanabildi. Dosya, "faili meçhul" ya da "şüpheli ölüm" etiketiyle arşive kaldırıldı. Zaman akıp gitti; takvimler 2026’yı gösterdiğinde, olayın üzerinden tam 19 yıl geçmişti. Tam da hukukun "zamanaşımı" sınırlarına yaklaşıldığı o kritik düzlükte, Eskişehir Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT) raflardaki o tozu üfledi.

İyi ki de üfledi. Çünkü JASAT’ın titiz iğne oyası gibi işlediği operasyon, bu toprakların en büyük kanayan yaralarından birini, "töre", "namus" ya da "toplumsal baskı" adı altında işlenen o soğuk aile içi cinayetlerden birini daha gün yüzüne çıkardı.

Gözaltına alınan iki kız kardeşin adliyede yankılanan ifadeleri, adeta vicdanları buz kestirdi: “Ablamızı babamız öldürdü.”

Şimdi dönüp bakıyoruz; iddiaların odağındaki o baba, Süleyman Aydın, 2022 yılında toprağa girmiş. Yani adaletin dünyevi mahkemesinde hesap verecek bir sanık sandalyesi artık boş. Kanunlar karşısında belki ceza alacak kimse kalmadı ama tarihin ve insanlığın hafızasında bu davanın hükmü çoktan verildi.

Bu olay bize iki acı ve bir umut dolu gerçeği fısıldıyor:

Birincisi; Ne yazık ki bu coğrafyada kadınların hayatı, hâlâ birilerinin iki dudağı arasından çıkacak kararlara ya da mahalle baskısının getirdiği öfke nöbetlerine kurban edilebiliyor. Sultan’ın boynunu kıran şey sadece fiziki bir şiddet değildi; onu ölüme götüren o ilkel zihniyetti.

İkincisi; Gerçeklerin geç de olsa ortaya çıkmak gibi mutlak bir huyu var. 19 yıl boyunca bu sırrı saklayan, belki de her porsuk çayının yanından geçtiğinde içi titreyen o kardeşlerin suskunluğu, adaletin ısrarı karşısında çözüldü.