Türkiye’de eğitim gören uluslararası öğrencilere sıkça “yabancı” deniliyor. Oysa bu kelime, bu topraklarda kurulan bağı anlatmaya yetmiyor. Çünkü bu gençler yabancı değil; bizlerin misafiri, yarının ise gönül elçileridir.
Bugün Türkiye’de üniversitelerde eğitim gören 350 bine yakın uluslararası öğrenci, sadece bir ülkeye değil; bir kültüre, bir insana ve bir anlayışa temas ediyor. Eskişehir özelinde ise üç üniversitede eğitim gören yaklaşık 6 bin uluslararası öğrenci, bu şehrin sokaklarında, sofralarında ve muhabbetlerinde Türkiye’yi yaşıyor.
Bu gençler Türkçeyi bizim gibi konuşuyor, örfümüzü, adetimizi benimsiyor, sevincimize seviniyor, hüznümüze ortak oluyor. Bayramda kapı çalan, iftarda sofraya oturan, düğünde halay çeken bu gençlere “yabancı” demek, bu bağa haksızlık olur.
Onlar burada yalnızca ders almıyor.
Bir bakış açısı, bir merhamet dili, bir kardeşlik hukuku öğreniyorlar.
Gün gelecek; bu kardeşlerimiz kendi ülkelerine döndüklerinde doktor, mühendis, akademisyen, siyasetçi, bürokrat, fikir adamı olacaklar. Ve ben şuna yürekten inanıyorum: Bu gençler ileride karar alıcı konumlara geldiklerinde, hem kendi memleketleri hem de Türkiye ve Türk insanı için hayırlı kararlar alacaklar.
Çünkü insan, kendisine kapısını açan yurdu unutmaz.
Çünkü insan, kendisini “misafir” değil “evlat” gibi karşılayan milleti hep hatırlar.
İşte bu noktada, belki adı bir “dışişleri bakanlığı” faaliyeti değil ama etkisi en az onun kadar kıymetli olan bir emekten söz etmek gerekiyor. Genel ölçekte UDEF, Eskişehir özelinde ise YUDER, sessiz ama derin bir diplomasi yürütüyor.
Bu kurumlar reklam peşinde değil.
Gösterişle değil, samimiyetle çalışıyorlar.
İnsanı merkeze alan, sevgiyi ve güveni önceleyen bir anlayışla bu gençlere sahip çıkıyorlar.
Yaptıkları iş, kısa vadeli bir organizasyon değil; 10 yılın, 20 yılın, hatta yarım asrın yatırımını yapmak. Türkiye’nin ve Türk insanının ileride toplayacağı meyveleri bugünden sabırla sulamak.
Bu yüzden UDEF ve YUDER sadece birer sivil toplum kuruluşu değil;
Bu memleketin vicdanını, misafirperverliğini ve kardeşlik ruhunu temsil eden yapılardır.
Ve bu işin asıl kahramanları;
Reklamdan kaçınan,
İşini sevgiyle yapan,
Bu memleketin evlatları olan,
Sıcakkanlı ve samimi insanlardır.
Onlar, Türkiye’nin adını tabelalarla değil;
insanların kalbine yazarak dünyaya taşıyorlar.
Takdiri sonuna kadar hak ediyorlar.