Bazı animasyon filmleri vardır… Çocuklar için yapılmış gibi görünür ama aslında büyüklere bir şeyler anlatır. Hatta bazen, çocuklardan daha çok büyüklere dokunur. Soul da tam olarak böyle bir film.

Film temel olarak hayallerinin peşinden gitmeye çalışan bir müzik öğretmeninin yaşadığı sıra dışı olaylar üzerinden; yaşamın anlamını, tutkuları, amaç duygusunu ve insanın aslında neden yaşadığını sorgulatıyor. Ancak bunu yaparken karşımıza ağır ve bunaltıcı bir yapı koymuyor. Aksine; rengârenk, eğlenceli ama bir o kadar da düşündüren bir atmosfer kuruyor.

Bence filmin en güçlü taraflarından birisi şu:
7 yaşında izleyen biriyle, 17 yaşında izleyen biriyle, 27 yaşında izleyen biriyle hatta belki 77 yaşında izleyen biri aynı filmi izlese bile herkeste farklı bir his uyandırabilir. Çünkü film, insanın yaşına göre başka bir yerine dokunuyor. Küçük bir çocuk için eğlenceli bir macera gibi görünürken, büyüdükçe o diyalogların ve detayların altında başka anlamlar olduğunu fark etmeye başlıyorsunuz.

Ve sanırım bu yüzden film bende de farklı bir yerde kaldı…

Özellikle yaşamın kıymetini bilmek konusunda çok anlamlı detaylar içeriyor. Günümüzde çoğumuz hep bir “sonraki hedefe”, “daha büyük bir ana”, “olması gereken hayata” yetişmeye çalışıyoruz. Ama film aslında bize, yaşamın büyük anlardan değil; küçük hislerden, kısa mutluluklardan ve sıradan gibi görünen anlardan oluştuğunu hatırlatıyor.

Filmde beni en çok etkileyen sahne ise öğretmenin hayalini kurduğu konser sonrası geçen o diyalogdu. Öğretmen, yıllardır hayalini kurduğu ana ulaşmasına rağmen içinde hâlâ bir boşluk hissediyordu. Sonrasında kadın ona şu hikâyeyi anlatıyordu:

“Bir balık yaşlı bir balığa gidip ‘Okyanus denen şeyi arıyorum’ demiş. Yaşlı balık da ‘İçinde bulunduğun şey zaten okyanus’ diye cevap vermiş. Genç balık ise ‘Bu mu? Bu sadece su. Ben okyanusu arıyorum’ demiş.”

Aslında o kadar basit ama bir o kadar da ağır bir diyalog ki… Çünkü çoğumuz hayatın kendisini yaşarken bile hep başka bir hayatı arıyoruz. Belki de sahip olduğumuz şeylerin değerini, onların içindeyken anlayamıyoruz.

Bu yüzden Soul sadece güzel bir animasyon filmi değil; aynı zamanda yaşamın içindeki küçük ama değerli şeyleri yeniden fark ettiren bir yapım olmuş bence.

Ve belki de bazen gerçekten ihtiyacımız olan şey…
Hayatı biraz daha “yaşamak.”