Film, uzayda yaşanan beklenmedik bir kaza sonrası bir astronot ile bir uzaylının yollarının kesişmesini konu alıyor. İlk başta tamamen yabancı olan bu iki varlık, zamanla birbirlerini anlamaya, iletişim kurmaya ve en önemlisi birbirlerine güvenmeye başlıyor. Hikâye ilerledikçe sadece hayatta kalma mücadelesi değil, aynı zamanda iki farklı dünyanın birbirine dokunuşu ve kurulan o saf bağ ön plana çıkıyor. Aslında mesele uzay değil; mesele, en uzak mesafelerde bile kurulabilen o insani bağ… Filmin teknik tarafına ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Çekim kalitesi, atmosferin yansıtılması ve özellikle uzay hissiyatı gerçekten çok başarılı. Hatta iddialara göre filmde yeşil ekran kullanılmadan, tamamen plato ve stüdyo ortamında çekimler yapılmış. Bu da izlerken o yapay hissin oluşmasını ciddi anlamda engelliyor ve seni filmin içine daha kolay çekiyor. Bu arada filmde alışılagelmiş tipik bir uzaylı örmeyi bekleyenlerde biraz yanılacak gibi... Bilim kurguya, uzaya ve bilinmeyene karşı merakı olan; aynı zamanda izlerken keyif almak isteyen herkese rahatlıkla önerebileceğim bir film. Ancak burada küçük bir uyarı yapmak gerekiyor… Film, alışageldiğimiz tempoda ilerleyen yapımlardan biraz daha farklı. Süresi ve anlatım dili itibarıyla daha sakin, daha sindirerek ilerleyen bir yapıya sahip. Günümüzde hızlı içerik tüketmeye alışmış izleyiciler için yer yer “uzun” ya da “yavaş” hissi yaratabilir.
Ama eğer kendinizi filmin akışına bırakırsanız, o kurulan bağın, o yalnızlığın ve o dayanışmanın içinde kaybolmanız çok olası…
Çünkü bazen en uzak mesafeler bile, iki varlık birbirini gerçekten anlamaya başladığında ortadan kalkar.