Bu yazımdaki konum biraz fazla yerel kaçabilir ama aslında hemen her yerde günümüzün önemli problemlerinden birisi. Peki nedir bu?
Geçtiğimiz hafta sonu, havanın güzel, içimin ise biraz buruk olması sebebiyle kendimi Eskişehir’de en rahat hissettiğim Odunpazarı’nda buldum. Sokak sokak gezdim; her gittiğimde aynı heyecanla ve aynı zevkle gezdiğim tüm yapıları inceledim. Gezmeye gelen turistleri, mahallenin dokusunu, esnafını… Her birini keyifle izledim.
Huzurlu yürüyüşüm devam ederken ara sıra Odunpazarındaki bazı durumlar gözüme çarptı ve ciddi anlamda rahatsız etti. Bu yazıda da bunlara değinmek istedim. Çünkü Odunpazarı, Eskişehir’in en önemli kültür merkezlerinin başında geliyor ve özellikle kültürünün, dokusunun hem yapısal hem de hissel anlamda korunması gerektiğini düşünüyorum. Belirtmeliyim ki bu şikâyetlerimin hiçbiri herhangi bir esnafı, kurumu ya da kişiyi hedef almak değil; aksine daha iyi bir Odunpazarı için tüm sorumlulara ve yetkililere ufak bir serzenişte bulunmak içindir.
Ne de olsa mottomuz: Make Odunpazarı Great Again!
Mesela bir turist neden Odunpazarı’nda kültürel bir gezi yaparken, Eskişehir ile ilgili yöresel hiçbir ürünü satmayan bir hediyelik eşya dükkânının son ses açtığı müziği duymak zorunda? Ya da neden ben Odunpazarı sokaklarında gezerken kulağımı patlatacakmışçasına yüksek bir ses ile “çalgala yavrum galçayı millet görsün bombayı” diye bir müzik duyuyorum? Ya da neden bir yere soluklanmak için oturmak ve yöresel tatları deneyimlemek istediğimde, ya da bir çorbacıda kelle paça içerken kulağımın dibinde “kızı aldım yere fırlattım üstüne bastım” cart curt gibi sanattan, anlamdan, duygudan uzak, popüler kültür adı altındaki zırvalıklarla dolu bir sözde şarkı sözü duyuyorum?
Bunlar belki kulağa komik ya da “buna da takılmaz ki” gibi gelebilir. Ancak olaya geniş çerçeveden baktığımız zaman; toplumumuzun bazı bireylerinin kendi kurallarını koyma ve herkesi ona uydurma eğiliminin, insanların en basit keyiflerini bile nasıl baltalayabildiğine dair oldukça net bir örnek bunlar. Üstelik bu durum, yalnızca bireysel bir rahatsızlık değil; aynı zamanda o bölgenin kültürel atmosferini de zedeleyen bir mesele.
Mesela dükkânların önündeki stantların haddinden fazla yola taşması sebebiyle sıkış tepiş yollarda yürümek, rahatça gezememek…
Dükkânların önlerine koyulan ve birbirinden tamamen uyumsuz, görsel olarak bütünlüğü bozan pankartlar,afişler… Eskişehir ile ilgili yöresel hiçbir anlamı olmayan ve tuhaf çeşitleri olan onlarca hediyelik eşyanın bu stantları doldurması…
Tüm bunların arasında, en büyük yöresel değerlerimizden olan lületaşı, met helvası, Odunpazarı fırınlarında yapılan simit, cevizli haşhaşlı ekmek gibi ürünlerin geri planda kalması… Aslında en kıymetli olanın yavaş yavaş görünmez hâle gelmesi…
Tüm bu durumlar, bu denli güzel bir bölgede bir düzensizliğe ve uyumsuzluğa sebep olan temel etkenler. Ve bu sadece estetik bir problem de değil; aynı zamanda kültürel bir kayıp. Ve bir yeri özel kılan detaylar kayboldukça, geriye sadece kuru bir kalabalık kalır…
Odunpazarı gibi; hediyelik eşya fiyatlarının, yeme içmenin Türkiye’deki pek çok turistik bölgeye göre daha ekonomik olduğu bir yere bu tür durumlar hiç yakışmıyor. Odunpazarı’nın bir kültürü var ve bu korunmalı. Bunun için de sadece “yetkililer”den bir şeyler beklemek değil; herkesin taşın altına elini koyup sorumluluk alması gerekiyor diye düşünüyorum…