Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde Yenikent köyü yakınlarındaki Küllüoba Höyüğü’nde 2024 kazılarında ortaya çıkan o ekmek parçası, sadece karbonlaşmış bir kalıntı değil; Anadolu’nun binlerce yıllık hafızasının somutlaşmış haliydi.
Yaklaşık 5 bin yıl önce, Erken Tunç Çağı’nda (MÖ 3200-3000 civarı), bir evin arka odasında, kapı eşiğine yakın bir yere ritüel amacıyla yakılıp gömülmüş bu mayalı, pişirilmiş ekmek; gerek tarihçiler gerekse turizmcilere “işte tam da aradığımız köprü” dedirtti.
Prof. Dr. Murat Türkteki başkanlığındaki ekip tarafından bulunan bu bulgu, Anadolu’da bilinen en eski tam pişmiş ve fermente edilmiş ekmek örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Tarih açısından bakıldığında Küllüoba ekmeği, sadece “ekmek yapmayı biliyorlardı” demekle bitmiyor.
Ekmek, o dönemde bereketin, doğurganlığın ve yeni bir yuvanın simgesiydi. Bir parçası koparılıp yakılmış, kırmızı toprakla örtülmüş halde bulunması; evin temel atılırken yapılan bir “bereket ritüeli”nin kanıtı.
Gernik buğdayı (ata tohumu emmer türü), mercimek ve taş değirmende öğütülmüş unla hazırlanmış, düşük glutenli, yüksek besin değerli bir tarif. Bu, o dönemin insanının tarımı, mayalama tekniğini ve beslenmeyi nasıl ustalıkla harmanladığını gösteriyor.
Küllüoba Höyüğü zaten Geç Kalkolitik’ten Erken Tunç Çağı sonuna kadar kesintisiz bir yerleşim katmanına sahip; Batı Anadolu’da erken kentleşme modellerinin öncüsü.
Bu ekmek, o katmanların içinden çıkıp “biz buradaydık, soframızı paylaştık” diyor. Tarih kitaplarını yeniden yazdıracak cinsten bir keşif; çünkü ekmek gibi gündelik bir nesne, ritüel bağlamıyla buluştuğunda, sadece arkeoloji değil, antropoloji ve dinler tarihi için de paha biçilmez veriler sunuyor.
Peki turizm açısından önemi ne? İşte asıl heyecan verici kısım burada. Küllüoba, uzun yıllardır kazılıyor ama bu ekmek sayesinde birden “görünür” hale geldi. Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi’nde Uluslararası Müzeler Haftası’nda sergilenmesiyle birlikte ziyaretçi akını başladı.
Daha da önemlisi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Halk Ekmek Fabrikası, arkeolojik bulgulara sadık kalarak “Küllüoba Ekmeği”ni yeniden üretti: Organik ata buğdayları, katkısız, düşük glutenli, çörek formunda bir lezzet.
Üretici marketlerde 50 liraya satılıyor ve raflardan kapışılıyor. Bu, sadece bir ticari ürün değil; gastronomi arkeolojisinin en güzel örneği.
İnsanlar artık “tarihi tatmak” için Eskişehir’e geliyor…
Küllüoba Höyüğü’ne ziyaret, müze turu, ardından sıcak Küllüoba ekmeğiyle kahvaltı… Bölge için yeni bir turizm rotası doğuyor: Tarih + Lezzet + Deneyim…
Bu keşif, bize şunu hatırlatıyor: Arkeoloji sadece toprakta gömülü kalmaz; sofraya, sohbetlere, hatta yerel ekonomiye taşındığında gerçek anlamını bulur. Küllüoba ekmeği, 5 bin yıl önce bereket dileyen atalarımızın ellerinden bugün bizim masamıza uzanıyor. Belki de en güzel miras budur: Geçmişle geleceği aynı hamurda yoğurmak.
Eğer yolunuz Eskişehir’e düşerse, o ekmeği tadın. Hem tarih kokacak hem de “bereket” getirecek. Çünkü bazı miraslar, sadece müzelerde sergilenmez; paylaşılmak için yaratılmıştır.