Cihan Yıldırım yazdı...
Osmanlı’dan günümüze biline gelen o meşhur hikaye, yalnızca Osmanlı’nın değil; aslında bu toprakların kronik yönetim refleksinin özetidir.
Sene 1867… Padişah Abdülaziz Avrupa’ya gidecektir. Çünkü Balkanlar, Mısır, Girit gibi eyaletlerde huzursuzluklar artmış, bağımsızlık mücadeleleri hız kazanmıştır. Üstelik bu kargaşanın büyük devletler tarafından kışkırtıldığı konusunda da güvenilir istihbaratlar vardır.
Bu durumda padişah Fransa oradan İngiltere’ye giderek; Rusya’nın aleyhteki faaliyetlerini durdurmalarını istemek konusunda kararlıdır. Nihayet dönemin Fransa İmparatoru 3. Napolyon’un davetini bahane ederek gitme kararı alınır. Ancak ulema ayağa kalkar: “Darülharp toprağına Osmanlı Sultanı basamaz.”
Devletin önünde savaş vardır, teknoloji farkı vardır, ekonomik çöküş vardır, Avrupa çağ değiştirmektedir… Ama devlet aklı bunlarla değil, padişahın ayağının hangi toprağa değeceğiyle meşguldür. Çözüm de bulunur: Padişahın ayakkabıları modifiye edilerek altına İstanbul toprağı yerleştirilir.
Sorun çözülmüştür. En azından kağıt üzerinde… Aradan yüzyıllar geçti. Ama bazı şehirler vardır ki, tarih değişse de zihniyet değişmez. Eskişehir bugün tam olarak bu hikayenin modern versiyonunu yaşamaktadır.
Şehir büyüyor.
Nüfus artıyor.
Trafik kilitleniyor.
Sağlık sistemi alarm veriyor.
Yeni sanayi alanları yetersiz.
Üniversite-sanayi entegrasyonu zayıf.
Gençler şehri terk ediyor.
Kentsel dönüşüm yıllardır yerinde sayıyor.
Su yönetimi geleceğin en büyük krizi olarak kapıda bekliyor.
Tarımda verimlilik artık paraşütsüz düşüşün zirvesinde yaşanıyor.
Eskişehir yüksek katma değerli üretimde Anadolu’nun gerisinde kalıyor.
Ama gelin görün ki… Şehrin siyasetçileri neyle meşgul? Kim kimin fotoğrafında önde durdu. Kim hangi açılışa davet edildi. Kim belediye başkanına yakın. Kim vekile küstü. Hangi vekiller ya da belediye başkanları arasında savaş var
Hangi il başkanı hangi vekille ya da hangi belediye başkanı ile yakın ya da düşman… Kim il başkanına mesaj verdi. Kim genel merkeze rapor yazdı. Kim kimin adamı. Kim bir sonraki listede olacak.
Eskişehir siyasetinin büyük kısmı bugün hala ayakkabının altındaki İstanbul toprağıyla uğraşıyor. AK Parti cephesine bakıyorsunuz… İktidar partisinin Eskişehir’de yıllardır en temel problemi şudur:
Şehri kazanma siyaseti değil, birbirini dengeleme siyaseti yapılmaktadır. Kadrolar şehir vizyonu üretmek yerine hizip yönetmektedir. Projeler yerine pozisyon konuşulmaktadır. Eskişehir neden kaybediliyor sorusu yerine “Kim kimin önünü kesiyor” sorusu tartışılmaktadır. Ankara ile ilişkiler, şehrin çıkarı için değil; çoğu zaman yerel güç savaşlarının aparatı gibi kullanılmaktadır.
CHP tarafı daha mı iyi? Hayır…
CHP’li belediyeler yıllardır Eskişehir’in geçmiş marka değerini tüketerek siyaset yapmaktadır. Algı, bir çok hizmetin önüne geçmiştir. İmaj, stratejinin önüne geçmiştir. Sosyal medya belediyeciliği, şehir planlamasının yerini almaya başlamıştır. Şehrin vitrini parlatılmış; ama arka odaları boş bırakılmıştır.
Bugün Eskişehir’in yapısal sorunlarına baktığınızda; trafik çözülmemiştir. Otopark sorunu kronikleşmiştir. Kuzey ve doğu aksları hâlâ ikinci sınıf gelişim bölgeleri gibidir. Sanayi/teknoloji yatırımları sınırlıdır. Yeni nesil kent vizyonu üretilememektedir. Ama şehir hâlâ “Türkiye’nin en yaşanabilir kenti” nostaljisiyle yönetilmektedir.
Daha acı olan ise şudur: Bu iki siyasi yapının çevresindeki danışmanlar, kanaat önderleri, iş insanları, STK yöneticileri, sözde şehir büyükleri de çoğu zaman çözüm üretmek yerine mevcut düzenin konforunu korumaktadır.
Gerçekleri söyleyen değil, duymak isteneni söyleyen makbuldür. Eleştiren değil, alkışlayan kıymetlidir.
Proje geliştiren değil, taraf tutan yükselir. Yani bugünün uleması artık sarık taşımıyor olabilir; ama zihniyet aynı zihniyettir. Şehrin kaderi konuşulurken masalarda hâlâ:
“Kim kime yakın?”
“Kim kimin listesinde?”
“Kim kimi destekliyor?”
“Kim kimi tasfiye edecek” soruları dolaşmaktadır.
Oysa mesele çok nettir:
Eskişehir artık iyi vitrinle yönetilebilecek bir şehir değildir. Eskişehir artık makyaj değil, ameliyat istemektedir. Ve bu şehir; küçük hesap yapan siyasetçilerle, günü kurtaran politikalarla, Ankara’ya rapor yetiştiren teşkilatçılıkla, birbirine pozisyon ayarlayan elitlerle geleceğe taşınamaz.
Çünkü tarih bize şunu öğretmiştir: Bir şehir veya devlet, gerçek sorunları yerine sembolik tartışmalarla oyalanmaya başladığında; çöküş önce görünmez, sonra kaçınılmaz olur.
Osmanlı bunu yaşadı. Soru şu: Eskişehir ders alacak mı? Yoksa ayakkabının altına yine biraz İstanbul toprağı koyup yoluna devam mı edecek?