Cihan Yıldırım yazdı...

Türkiye’de bir garip rüzgar esiyor. Eskiden “gelir artırma” lafı sadece Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, bir de belki vergi dairelerinin meselesiydi. Şimdi ise herkes ama herkes Mehmet Şimşek moduna girmiş durumda.
Vatandaştan para toplamak, ceza kesmek, santim santim ölçüp biçmek, en ufak bir açığı değerlendirip “gelir” yaratmak, adeta ulusal spor haline geldi.
Esnaf dertli… Diyetisyen dertli… Psikolog dertli… İş adamları zaten dertli…
Zabıta ekipleri sabahın erken saatlerinden itibaren cadde cadde, sokak sokak dolaşıyor. Tabelalar santim santim ölçülüyor, işgaliye cezası için en küçük taşma aranıyor. “Efendim, tabelanız 8 santim taşmış” diye tutanak tutuluyor.
Esnaf zaten zamlar, vergiler, enflasyon üçgeninde nefes alamazken bir de bu santimetrik kovalamaca…
Sağlık Müdürlüğü ekipleri restoran, kafe, market demeden ‘denetim’ adı altında ceza makbuzu hazırda tutuyor.
Trafik polisleri ise hiç boş durmuyor… Tak 8 bin… U dönüşü yasaktı, 22 bin… Plakan hafif kirli… Tak ceza… Herkes potansiyel “gelir kaynağı” oldu!
Tarımdan sanayiye, ticaretten eğitime herkes aynı oyunun içinde.
Okul müdürleri yıllardır bu işin öncüsüydü zaten. Ödenek gelmeyince kantin gelirine, veli katkı payına, bağışa, her şeye sarılmak zorunda kaldılar. Öğrenciyle, veliyle karşı karşıya geldiler. “Okulu ayakta tutmak zorundayız” dediler. Haklıydılar da…
Ama şimdi o mantık bütün kamu kurumlarına sirayet etmiş durumda.
Kimse asli işine bakmıyor; bakanlık, müdürlük, belediye, zabıta… Hepsi “bütçe açığını kapatma” derdinde.
Mehmet Şimşek’in “vergi tahsilatı, disiplin, gelir artırıcı tedbirler” söylemi, tabiri caizse tabana yayılmış. Ama aradaki fark büyük. Bakan, makroekonomik dengeleri gözeterek, vergi sistemini adil ve sürdürülebilir kılmaya çalışıyor (en azından hedefi bu).
Sokaktaki uygulayıcı ise elindeki cetvelle, ceza defteriyle vatandaşı sıkıştırıyor. Vergi yerine ceza, katkı yerine zorlama, hizmet yerine tahsilat ön plana çıkıyor.
İşin acı tarafı şu: Bu yaklaşım kısa vadede kasaları biraz dolduruyor gibi görünse de uzun vadede güveni, hizmeti ve üretimi eritiyor. Esnaf tabelasını küçültmek zorunda kalırken dükkanını kapatmayı düşünüyor.
Vatandaş her adımda “acaba bugün de mi ceza yerim” tedirginliğiyle yaşıyor. Herkes Mehmet Şimşek olmuş…
Bir ülkenin yönetim anlayışı, nasıl daha fazla para toplarız’dan nasıl daha iyi hizmet veririz’e kaymadıkça bu kısır döngü devam edecek. Santim santim ölçmekle, ceza üstüne ceza yazmakla ekonomi düzelmez; sadece insanlar daha da yorulur, devlet-vatandaş ilişkisi daha da gerilir.
Biraz nefes aldırmak, asli görevlere dönmek, hizmeti öncelemek lazım. Yoksa yakında market poşetinin santimini, kahve fincanının yüksekliğini, bisikletin kaldırımdaki duruş açısını da ölçüp ceza yazmaya başlarız.