Cihan Yıldırım yazdı...
Eskişehir’i bir eve benzetmek, sanırım en doğru benzetme. Yıllarca bu evin kapısını çalanlar, önce dış cepheye hayran kalırdı. Boyası taze, lambaları ışıl ışıl, çiçekleri özenle dizilmiş.
İçeri buyur edildiğinizde ise misafir odası sizi karşılardı: şık, bakımlı, fotoğraflarda güzel duran, “Eskişehir ne kadar değişmiş” dedirten bir oda.
Yılmaz Büyükerşen, tam 25 yıl bu evin “dış cephe sorumlusu” ve “misafir odası mimarı” olarak görev yaptı.
Elindeki imkânlarla en çok göze batan yeri güzelleştirdi. Anadolu’nun gri kentleri arasında Eskişehir’i fark edilir, konuşulur, merak edilir hale getirdi. Bu başarıyı kimse inkâr edemez.
Misafir odası gerçekten güzel oldu.
Ama bir ev sadece misafir odasından ibaret değildir.
Mutfak eskidi. Banyonun fayansları dökülüyor. Salonun halısı yıprandı, koltuklar çöktü.
Kiler nemli, garaj dağınık, çatı katı unutulmuş. Yıllarca “idare eder” dedik. “Misafir odası güzel ya, yeter” diye teselli bulduk. Artık idare etmiyor.
Nereye el atsan dökülüyor. Borular tıkanıyor, çatı akıyor, duvarlar nem tutuyor. Dış cephe bile zamanla solmaya başladı. Misafir odasının kendisi de demode oldu; mobilyalar eski moda, perdeler eskimiş, artık o da yenilenmeyi bekliyor.
Murat Özcan’ın bugünkü basın toplantısını izlerken bunları düşündüm.
Evin tamamını elden geçirmek istiyor. Çünkü ev tek parça. Misafir odası ne kadar güzel olursa olsun, mutfaktan kötü koku geliyorsa, banyo kullanılamaz haldeyse, garaj kapısı açılmıyorsa o evde yaşanmaz. Konuk da bir süre sonra “güzelmiş ama…” diye eklemeye başlar.
Eskişehir artık “misafir odası kenti” olmaktan çıkmalı.
Artık bütün odalarıyla, bütün katlarıyla, bütün sorunlarıyla ele alınmalı.
Altyapı, ulaşım, eğitim, sağlık, yeşil alan, spor tesisleri, kültürel mekanlar, gençlerin gelecek hayalleri, esnafın nefes alması, sanayi, tarım…
Hepsi bu evin ayrı ayrı bölümleri. Birini ihmal edersen diğerleri de zamanla çürümeye başlıyor.
Dış cephe boyası yetmiyor. Misafir odasını yenilemek yetmiyor.
Artık evin genel tadilat zamanı.
Duvarları yıkmadan, sağlam temeller üzerine, bütün odaları aynı anda düşünerek, bütün katları aynı ciddiyetle ele alarak. Çünkü Eskişehir bir misafir odası değil; bir aile evi. İçinde yaşayanlar var, gelecek nesiller var, her gün kapısından giren binlerce insan var.
Misafir odası güzel olsun tabii. Ama mutfak da, salon da, banyo da, çatı katı da güzel olsun.
Ancak o zaman bu ev gerçekten “güzel şehir” olur.
Sadece fotoğraflarda değil, gerçekten yaşanır bir şehir.