İnsan, insan içinde insana muhtaç yaşar...
Ne güzel bir söz değil mi ? Ne kadar buz gibi soğuk bir gerçekliği var. Bilinçli bir yazarın sözü. Çünkü diğerleri yalnızlığı sadece edebiyat yapmak için güzeller, oysa gerçekten yalnız kalan bir insan anlar, hisseder bu sözün gerçekliğini. Yalnızlık hiç güzel bir şey değildir. Doğrudan ya da dolaylı hissetmek... İnsan sosyaldir, komündür ve öyle kalacaktır...
Bir yandan başka bir şair de “ İnsan kendini kendine yer edinmelidir.” demiş. Ama aynı şair şu sözleri de yazmıştır : “Keşke benimde karşımda her zorluğa rağmen dimdik duran ve beni sevebilen biri olsaydı. İnsan tek başına dağ olamıyor bazen.”
İnsan böyledir işte. Bazen başkalarından kaçar bazense kendinden bile kaçar. Ama bir yerde sığınıp kendini bulmaya çalışmak için çaba gerekir. Bu çabaya da bir güç. Bu güç bazen anılar, bazen geçmiş hatalar, bazen düşünmek istemediği kadar mutlu olduğu anlar.. Ama asla gelecek olmamalıdır bunların arasında. Çünkü geleceği düşünmeye başladığı zaman zihin otomatik planlar yapar, sanki her şeyi kendi elindeymiş gibi düşünür, olmadığında da kendini suçlayıp daha da büyük hayal kırıklıklarına uğrar. Daha da yorulur. Netice de “Hayat, biz planlar yaparken başımızdan geçenlerdir.” Kendini suçlamamalıdır insan, yeri gelir “Kendini kendine yer edinmelidir.” Yeri gelir “Kendi olarak gördüğü bir limana sığınmalıdır, bu acizlik değil, kimse yarım değil ve kimseyle tamamlanmaz ancak bazen bazı insanlarla arasında öyle bir uyum olur ki zamanla birbirlerine dönüşürler ve ne olursa olsun birbirlerini en iyi anlayacak kişiler olmuşlardır.”
Günümüzde ise insanlar her ne kadar yalnız kalmayı isteseler de telefonda internette geçirdikleri uzun vakitler, alakasız yüzlerce, binlerce videolar, hiç alakaları olmayan hayatları takip etmeler ile aslında kendini baltalar. İçe dönmek ister ama aslında kendinden bile kaçar. Çünkü bu zordur, herkes kendiyle yüzleşemez. Hele ki kafayı oyalamanın bu denli kolay olduğu bu çağda. İşte bu sebeple insan belki de birazcık sanata, sinemaya, edebiyata yönelmelidir. Duygularla beslenmeyen bir zihin sadece mantıksal kararlar almaya başlar. Oysa bir yerlerde, bir gece başını o yastığa koyduğunda zamanında baskıladığı ve kendine yaşatmadığı duygular ağır gelebilir. İnsan çıldırırcasına özlem duyar ancak geçip geri gelmeyecek bir şey vardır ; Zaman...
"Bir şeyden kaçıyorum
bir şeyden,
kendimi bulamıyorum, dönüp gelip kendime yerleşemiyorum.
Kendimi bir yer edinemiyorum,
kendime bir yer... "