Eskişehirspor tribünlerini yakından bilenler için bazı sesler vardır ki yalnızca bir melodi değildir; aynı zamanda bir hatıranın, bir heyecanın ve yıllardır süren bir geleneğin parçasıdır. İşte “Espana” da tam olarak böyle bir eser. Uzun yıllardır Bando EsEs’in çaldığı, İspanyol esintileri taşıyan bu parça; tribünlerde kendine özgü bir yer edinmiş durumda.
Espana özellikle takımın sahaya ilk çıkış anlarında, peş peşe gelen gol sevinçlerinde ya da tribünlerin takımı biraz daha ateşlemek istediği anlarda çalınır. O anlarda melodinin ritmi yalnızca bandodan yükselmez; tribünlerin coşkusu da ona eşlik eder. Yıllar içinde bu parça, Eskişehirspor maçlarının arka planındaki tanıdık seslerden biri haline gelmiştir.
Son günlerde ise bu melodi ilginç bir şekilde yeniden gündeme geldi. Türkiye ile İspanya arasında son dönemde gelişen olumlu ilişkiler ve iki ülke arasındaki dostane atmosfer, sosyal medyada da kendini göstermeye başladı. Türk ve İspanyol kullanıcıların birbirlerine esprili göndermelerde bulunduğu paylaşımlar kısa sürede yayıldı. Tam da bu sırada bir İspanyol kullanıcının, Bando EsEs’in çaldığı “Espana” parçasını paylaşması dikkatleri bir anda Eskişehirspor tribünlerine çevirdi.
Peki nedir bu Espana’nın hikâyesi?
Bando EsEs’in fikir babası Uğur Kürkçüoğlu ve kurucu üyesi, aynı zamanda şefi Ali Ulusoy’un aktardıklarına göre Espana’nın tribünlerdeki hikâyesi oldukça samimi bir anıya dayanıyor.
Bilindiği kadarıyla Bando EsEs, Türkiye’nin tek gönüllü tribün bando takımı olma özelliğini taşıyor. Yaklaşık 21 yıldır şehrinin takımına gönülden hizmet veren bu ekip, zaman içinde yeni üyelerin katılmasıyla büyümüş ve tribün kültürünün vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş. Bugün tribünlerde yokluğu hemen hissedilen, diğer taraftar gruplarıyla adeta bir bütün olmuş ve Eskişehirspor maçları için önemli bir kültür sembolüne dönüşmüş bir ekipten söz ediyoruz.
Kendilerine özgü ve çoğu zaman spontane çaldıkları parçaların yanı sıra, takımın ve taraftarın özgürlükçü, bağımsız, hırslı ve agresif tutumuyla bağdaşan birçok eser repertuvarlarında yer alıyor. Eskişehirspor marşları, Kurtlar Vadisi dizisiyle hafızalara kazınan “Cendere” ve daha nice parça tribünlerde yankılanmış durumda.
Ancak Espana’nın hikâyesi, bandonun henüz yeni kurulduğu günlere, 2006 yılının Temmuz ayına kadar uzanıyor.
O dönemde grubun içerisinde çoğunluğu emekli askeri bando personeli bulunurken, ekipten Refik isimli bir taraftar bir gün Ali Ulusoy’a şöyle der:
“Abi ya, müzik okuluna gelen bir öğrenci vardı. Trompetini alıp geliyordu ve bir parça çalıyordu.”
Ali Ulusoy ise merakla sorar:
“Nasıl bir parçaydı? Biraz mırıldansana.”
Refik kısa bir süre düşünür ve şöyle cevap verir:
“İspanyol tarzı bir şeydi abi.”
Bunun üzerine ekip parçayı bulmak için aramaya başlar. Farklı tahminler yapılır, çeşitli melodiler denenir. Ancak her denemeden sonra Refik’ten aynı cevap gelir:
“Yok, o değildi… Hayır, bu da değil… Buna yakın ama tam o değil.”
Refik parçayı hatırlamakta ısrarcıdır ve aklında kaldığı kadarıyla melodiyi mırıldanmaya başlar.
“Bampara bampara bampara bam bam…
Bampara bampara bampara bam bam…”
İşte tam o anda, Ali Ulusoy’un şefliğinde ve Uğur Kürkçüoğlu’nun önderliğinde ekip melodiyi yakalar ve Espana parçasını çalmaya başlar.
Melodiyi duyan taraftarlar önce kısa bir şaşkınlıkla dinler. Ardından tribünlerden ritimler yükselmeye başlar ve kısa süre içinde stadyumda büyük bir alkış dalgası patlar.
İlerleyen süreçte Espana her maçta düzenli olarak çalınan bir parça haline gelir. Parçanın belirli yerlerine küçük “sus” anları eklenir ve tam o noktalarda taraftarlar, tıpkı İspanya’daki boğa güreşlerinde matadorlara destek için bağırılan “Ooooleeeyyy!” sesini çıkarmaya başlar.
Bu anlar, Bando EsEs ile taraftar arasında sözsüz kurulan o güçlü bağın ilk örneklerinden biri olur. Hiç konuşmadan, yalnızca ritim ve müzik aracılığıyla kurulan bu iletişim; tribün kültürünün en samimi taraflarından birine dönüşür.
Bugün gelinen noktada Bando EsEs hâlâ aynı tutkuyla faaliyetini sürdürüyor. Üstelik bu kültür yalnızca bugüne ait değil; geleceğe de taşınmaya hazırlanıyor. Grup üyelerinin bazıları, ileride yerlerini alması için çocuklarını ve genç üyeleri şimdiden bandoya dahil etmeye başlamış durumda.
Grubun minik üyelerinden Nazenin, babasının bir gün stadyumdaki performansın ardından eve getirdiği trompeti çalmayı denemesiyle müziğe ilgisinin başladığını anlatıyor. Babası yeteneğini fark edince onu da grubun bir parçası haline getirmiş.
Bir diğer genç üye Rüzgar Efe ise babasının izinden giderek yaklaşık iki yıldır Bando EsEs’te vurmalı çalgılar çaldığını ve ritim tuttuğunu söylüyor. O da bu yolculuğu ileride sürdürmek istediğini dile getiriyor.
Belki de Espana’nın hikâyesi tam olarak burada anlam kazanıyor. Bir melodinin yalnızca bir tribünde çalınan parça olmaktan çıkıp, yıllar içinde bir şehrin hafızasına yerleşmesi… Nesilden nesile aktarılan bir kültürün sesi haline gelmesi…
Ve yıllar önce bugünki anlamından bi haber ortaya çıkan o melodi, başka bir ülkeden gelen bir tebessümle tüm dünyada yankılanıyor. 🎺⚽