Parklarla ilgili ikinci yazım bu. Demek ki bazı meseleleri bir kez yazmak yetmiyor. Çünkü mesele park değil, mesele bakış açısı.
Ben hâlâ aynı yerde duruyorum:
Parklar da meydanlar da bu şehrin insanına aittir. Konser yapılır, iftar kurulur, etkinlik düzenlenir. Yeter ki kimse kimsenin ayağına basmasın, kimse kimseye nefes alacak alan bırakmamazlık etmesin.
Çünkü bütün bu işlerin sonunda kazanan bir kurum, bir başkan ya da bir siyasi hesap değil; Eskişehir halkıdır.
Zaten hayat yeterince pahalı, geçim yeterince zor. İnsanlar üç kuruşluk mutluluğun peşinde. Çocuğunu alıp parka gitmek, ailesiyle bir etkinliğe katılmak, birkaç saatliğine hayatın yükünü unutmak istiyor. Bunda ne var?
Şimdi bir de Dedekorkut Parkı meselesi çıktı.
İddiaya göre spor yapmak isteyen anneler ve çocukları, görevlinin “İzniniz yok” demesi üzerine parktan çıkarıldı.
İnsan sormadan edemiyor: Parkta spor yapmak için de mi izin gerekiyor?
Elbette kurallar olacak. Elbette düzen sağlanacak. Ama kural dediğimiz şey vatandaşa hizmet etmek için var; vatandaşı kapıdan çevirmek için değil.
Bir anne çocuğuyla spor yapmak istiyorsa önce bunun önünü açmanın yolu aranır. Bir eksiklik varsa anlatılır, bir usul varsa izah edilir. Kamu görevi, vatandaşa engel çıkarmak değil, vatandaşa hizmet etmektir.
Yetki sahibi olmak başka, kendini mülk sahibi sanmak başkadır.
Galiba bazen bu ikisini birbirine karıştırıyoruz.
Eskişehir, hoşgörüyle anılması gereken bir şehir. İnsanların rengiyle, görüşüyle, yaşam tarzıyla uğraşmadan yan yana yaşayabildiği bir şehir…
Biz parklarımızı hayatla doldurmak istiyoruz. İntihar haberleriyle anılan parklarımız sporla, kültürle, konserlerle anılsın istiyoruz. “Burada bir rant mı var?” soruları yerine, “Burada vatandaş için ne yapıldı?” sorusunu konuşalım istiyoruz.
Bunun için güzel cümleler kurmaya gerek yok. Uygulama ortada olsun, yeter.
Yaşanan olayda bir kusur varsa gereği yapılsın. Mağdur edilen annelerden özür dilensin. Fakat mesele bir görevliye ceza verip dosyayı kapatmakla bitmesin. Asıl mesele, kamu alanlarına kimin, nasıl baktığıdır.
Çünkü parklar kimsenin şahsi mülkü değildir. Hiçbir makam, hiçbir kurum, hiçbir yönetici bu şehrin ortak alanlarını kendi özel alanı gibi göremez.
Yönetmek, sahip olmak değildir.
Parklar kimin yönetiminde olursa olsun Eskişehir’indir, Eskişehirlinindir.
Bu şehir zaten yoruluyor. Geçim derdiyle, trafikle, hayatın bitmeyen telaşıyla yoruluyor.
Bari nefes almak için gittiği yerde yorulmasın.
Bir şehrin parkında anneler kendilerine yer bulamıyorsa, dönüp yönetim anlayışımıza bakmamız gerekir.
Yormayalım bu şehri.
Yormayalım insanımızı.