Eskişehir’de son günlerde yine birbirimize anlatıp durduğumuz, fakat şehrin gerçek meselelerine pek de dokunmayan bir tartışmanın içerisindeyiz.

Dede Korkut Parkı’nın kamusal alan olup olmadığı…

Kentpark’taki organizasyonların nasıl yapıldığı, ücretlerin nasıl alındığı…

Bir tarafta bunları savunanlar, diğer tarafta eleştirenler…

Sosyal medyada açıklamalar, karşılıklı göndermeler, sert sözler…

Herkes kendi penceresinden bakıyor.

Ama ben biraz başka bir yerden bakmak istiyorum.

Çünkü Dede Korkut Parkı’na giden Eskişehirli, oraya siyasi kavga izlemeye gitmiyor.

Kentpark’a giden vatandaş, belediyelerin ödeme emrini yada fatura tartışmalarını dinlemeye gitmiyor.

İnsanlar hayatın yükünden birkaç saat olsun uzaklaşmak istiyor.

Çocuğunu eğlendirmek, ailesiyle vakit geçirmek, bir konser dinlemek, bir etkinliğe katılmak, yeni bir şey öğrenmek, arkadaşlarıyla oturmak ve belki de bütün haftanın yorgunluğunu birkaç saatliğine unutmak istiyor.

Bugün geçim derdiyle boğuşan, sabah işe giderken trafikte yorulan, akşam eve dönerken yine aynı trafiğin içerisinde kalan, geleceğini düşünen insanların nefes aldığı alanları bile siyasi kavganın parçası haline getirirsek, burada bir şeyi yanlış yapıyoruz demektir.

Elbette kamusal alanlar tartışılabilir.

Elbette etkinliklerin nasıl düzenlendiği, ücretlerin hangi esaslara göre belirlendiği sorulabilir.

Şeffaflık istenebilir.

Hesap sorulabilir.

Bunların tamamı demokratik şehir hayatının doğal parçalarıdır.

Ama mesele burada bitmiyor.

Hatta bence asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü Eskişehir’in bütün meselesi Dede Korkut Parkı değil.

Eskişehir’in bütün meselesi Kentpark’taki organizasyonların ücretleri de değil.

Eskişehir’in önünde çok daha büyük bir meseleler yığını var.

Trafik.

Altyapı.

Sinyalizasyon.

Çevre Yolu.

Kentsel dönüşüm.

Ulaşım.

Şehrin büyümesine yetişemeyen şehir planlaması.

Gençlerin şehirde kalabilmesi.

Yaşlılarımızın daha rahat yaşayabilmesi.

Çocuklarımız için daha nitelikli sosyal alanlar.

Esnafımızın ekonomik yükü.

Vatandaşımızın hayat pahalılığı.

Bunlar öyle Twitter’da iki cümleyle geçiştirilecek meseleler değil.

Bunlar Eskişehir’in geleceğini belirleyecek meseleler.

Bence artık parklardan çıkıp şehrin tamamına bakmamız gerekiyor.

Şehrin dinamikleri…

Şehri yönetenler…

Karar alanlar…

Karar alanlara fikir verenler…

Sivil toplum kuruluşları…

Meslek odaları…

Üniversiteler…

Hepimiz aynı soruyu sormalıyız:

“Eskişehir’in hayatını nasıl kolaylaştıracağız?”

Çünkü vatandaş artık kimin daha çok bağırdığıyla ilgilenmiyor.

Kimin daha çok alkış aldığıyla da ilgilenmiyor.

Vatandaş, hayatına dokunan sonucu görmek istiyor.

Bir yolun yapılmasını…

Bir kavşağın rahatlamasını…

Bir sorunun çözülmesini…

Bir mahallenin dönüşmesini…

Bir gencin iş bulmasını…

Bir yaşlının daha rahat yaşamasını…

Bir esnafın yükünün azalmasını…

Çocuğunun daha güvenli bir şehirde büyümesini istiyor.

Kurtuluş Pazaryeri konusunda farklı tarafların bir mutabakat zemini bulabilmesi aslında bize çok önemli bir şey gösterdi.

Demek ki istenildiğinde ortak bir zemin bulunabiliyor.

O halde neden bunu diğer meselelerde de yapamıyoruz?

Neden trafik konusunda?

Neden Çevre Yolu konusunda?

Neden kentsel dönüşüm konusunda?

Neden ulaşım konusunda?

Neden şehrin geleceği konusunda?

Neden Eskişehir’in önceliklerini belirleyip, siyasi görüşümüz ne olursa olsun aynı masanın etrafında buluşamıyoruz?

Bir şehrin geleceği, bir siyasi partinin seçim takviminden daha uzun olmalıdır.

Bugün yapılan doğru bir iş, yarın kimin iktidarda olduğuna bakmaksızın Eskişehirlinin hayatına dokunacaktır.

Bunu anlamamız gerekiyor.

Eskişehir’de onlarca platform var.

İstişare heyetleri var.

Çalışma grupları var.

Toplantılar var.

Konferanslar var.

Pasta var.

Çay var.

Fotoğraf var.

Güzel cümleler var.

Ama artık biraz da icraat olsun.

Çünkü Eskişehir’in daha fazla toplantı fotoğrafına değil, daha fazla çözüme ihtiyacı var.

Artık şu soruyu sormalıyız:

“Kazmayı nereye vuruyoruz?”

Çünkü bir noktadan sonra şehirler konuşarak değil, çalışarak değişir.

Bir yol yapılacaksa yapılmalıdır.

Bir kavşak düzenlenecekse düzenlenmelidir.

Bir mahalle dönüşecekse dönüşmelidir.

Bir proje yapılacaksa başlanmalıdır.

Bir sorun çözülecekse çözülmelidir.

Eskişehirli aslında kimin ne yaptığını çok iyi bilir.

İyi yapılan işi alkışlamasını da bilir.

Yanlış yapılanı eleştirmesini de…

Üstelik Eskişehirli kendisine hizmet edeni, hayatını kolaylaştıranı, cebindeki yükü azaltanı, şehrine değer katıp taş üstüne taş koyanı kolay kolay unutmaz.

Bu şehir, hizmet edeni sırtında taşır.

Ama siyaset adına yapılan kavgaların da artık bir son kullanma tarihi vardır.

Çünkü insanımızın gündemi değişti.

Vatandaşın derdi “kim kimi yendi?” değil.

“Benim hayatım ne zaman kolaylaşacak?”

İşte siyaset de artık bu soruya cevap vermek zorunda.

Seçimden seçime vaatlerin havada uçuştuğu, seçim kazanıldıktan sonra geçmişe dönüp “çalışmalarımıza bir yıl önce başlamıştık” denildiği bu döngüden Eskişehirli yoruldu.

Artık proje görmek istiyor.

Takvim görmek istiyor.

Sonuç görmek istiyor.

Söz değil, iş görmek istiyor.

Çünkü kaybedilen her yıl, aslında Eskişehir’in geleceğinden eksiliyor.

Kaybedilen her fırsat, başka bir şehrin önümüze geçmesi demek.

Ve en önemlisi…

Giden Eskişehir’den gidiyor.

Giden vatandaştan gidiyor.

Giden gençten gidiyor.

Giden esnaftan gidiyor.

Giden bizim çocuklarımızın geleceğinden gidiyor.