Cihan Yıldırım yazdı…

Muhabir sokağa çıkmış, mikrofonu uzatmış: “Milletvekillerini tanıyor musunuz?” Cevaplar malum. “Tanımıyoruz.” Bir-iki kişi isim mırıldanıyor, o da yarım yamalak. Ertesi gün manşet: “Eskişehirliler vekilleri tanımıyor.” Suç hemen vekillere yükleniyor. “Kendilerini tanıtamadılar, halka inemediler.” Yıllardır aynı döngü.
Ben bu döngüyü tersine çevirmek istiyorum. Burada asıl eksik olan, seçmen. Vekili seçip sonra hiç arayıp sormayan, mail atmayan, sosyal medyada takip etmeyen, davet etmeyen vatandaş görevini yarım bırakmıştır. Seçmek yetmez; takip etmek zorundadır. İktidar vekili ayrı, muhalefet vekili ayrı takip ister. Biri icraatını anlatırken, diğeri denetlerken; ikisi de halkın nabzını tutmak zorundadır.
Tanınmamak aslında vekillerin işine geliyor. Kimse arayıp sormazsa, kimse hesap sormazsa, kimse “şu kanun tasarısında neden böyle oy verdin” diye sormazsa, hayat çok rahat akar.
Ofiste oturulur, Ankara’ya gidilip gelinir, dönem sonunda “hizmet ettik” denir. Halk tanımadığı için şikâyet de etmez. Oysa demokrasinin ruhu burada gizlidir: seçilen, seçenin sürekli gözetimi altındadır. Gözetim yoksa, temsil de formaliteye döner.
Eskişehir’de de durum farklı değil.
Şehrin sorunları belli: sanayi, üniversite, ulaşım, tarım, genç işsizliği. Bu başlıkların hangisinde hangi vekil ne yapıyor, biliyor muyuz?
Çoğu zaman hayır. Oysa oy verdiğimiz kişinin performansını ölçmek bizim işimizdir. Ölçmezsek, sonraki seçimde yine “en az kötüyü” seçmek zorunda kalırız.
Bu yüzden manşetleri tersine çevirelim. “Eskişehirliler vekilleri tanımıyor” diye yazmak yerine, “Eskişehirliler vekillerini takip etmiyor” diye yazalım.
Suçlu vekil değil, tanımayan ve sormayan seçmendir. Vekil kendini tanıtmak zorundadır, doğru. Ama seçmen de sormak, çağırmak, yazmak, eleştirmek zorundadır. Biri eksik kalınca diğerinin rahat etmesi kaçınılmazdır.
Ben vekil olsam, tanınmamayı tercih ederdim. Çünkü arayan, soran, hesap soran bir kamuoyu varken iş yapmak zordur.
Ama demokrasinin bedeli budur. Bedeli ödemeyen taraf, sonunda faturayı daha ağır öder. Eskişehir’de de Türkiye’de de asıl mesele budur: vekilleri tanımak değil, onlara hesap sormayı bilmek.