Cihan Yıldırım yazdı...

Memleketin halini uzun uzun anlatmaya gerek var mı? Bilmiyorum. Hayat pahalılığından, yolsuzluklardan daha fazla konuşmalı mıyız? Haksız zenginleşme iddialarını konuşmaya alışmıştık. Şimdi bir de haksız yere aç kalmanın toplumsal gerçekliğini mi anlatalım...

Memleketin gidişatı insanın haysiyetini, geleceğe ilişkin hayallerini, hayatla kurduğu ilişkiyi aşındıran hatta un ufak eden hale geldi. Böyle bir memlekette muhalefetten ne beklersiniz? İktidarın yarattığı yangına odun taşımasa yeter, değil mi?

Hatta mümkünse bir kova suyla gelirse başımızın üstünde yeri var. Çok fazla ülke geneline yayılmadan derdi yere ölçekte anlatayım. İktidarın hesap vermesi gereken bunca mesele varken, muhalefet kendi hesap verme sorunlarıyla gündeme geliyor Eskişehir'de…

Yolsuzluk iddiaları, usulsüzlük tartışmaları, şaibeler... İddia diyorum. Ortada suç falan yok. Bir insanın, bir yöneticinin yahut bir kurumun hakkında soruşturma açılması, suçun sabit olduğu anlamına kesinlikle gelmez. Masumiyet karinesi dediğimiz, siyasi aidiyete göre değiştirilecek bir hukuk süsü değil.

Ama yine de üstünde durulması gerek bir şeyler başka bir pencereden bakmamız gereken olaylar mevcut. Hukuken masum olmakla siyaseten hesap verebilir olmak aynı şey değil. Bir iddianın mahkemede kanıtlanmasını beklemek zaten işin olağan akışı, o iddiayı kamuoyu önünde açıklığa kavuşturmak ise bana göre bir vazife.
Ne var ki muhalefet cephesinden çoğu zaman duyduğumuz cevap, bürokratik bir soğuklukla tekrarlanan şu cümle: "Yargı süreci devam ediyor."

İyi de... Hani bu yargı AK Parti'nin yargısıydı? Hani yargının siyasallaştığından, hukukun araçsallaştırıldığından, adaletin iktidar ilişkilerinin gölgesinde kaldığından şikâyet ediyordunuz?

Şimdi kendi hakkınızdaki iddiaların açıklığa kavuşması için bütün siyasi sorumluluğu aynı yargının vereceği karara mı havale edeceksiniz? Burada bir tutarsızlık yok mu?

Elbette yargı kararını verecek. Vermeli de… Ama siyasetçinin görevi mahkeme kararını bekleyip susmak değil yada öyle olmamalı. Kamuoyunun karşısına çıkıp belgeleriyle, gerekçeleriyle, açık ve denetlenebilir bilgilerle hesap vermek gerekmiyor mu?


Mahkemenin yerine geçin falan demiyorum ama mahkemeye havale edilemeyecek siyasi sorumluluğu da görmek gerekiyor. Şeffaflık, suçsuzluğun mahkemece tescil edilmesinden sonra dağıtılan bir ödül değil. Kamu yönetiminin baştan itibaren taşıması gereken bir yükümlülük olarak ele alınması gerekiyor. Üstelik iktidarın demokratik denetim mekanizmalarını zayıflattığını söyleyen bir muhalefetin, kendi yönetim alanında bu mekanizmaları daha güçlü işletmesi gerekmez mi?
Muhalefet olmanın ahlaki üstünlüğü, yalnızca iktidarda olmamaktan geçmez zannediyorum. İktidarın yapmadığını yapabilmek bu üstünlüğü verir. Eskişehir'de muhalefet bunu yapıyor mu şimdilik böyle bir çaba, gayret ve daha önemlisi anlayış göremedik. Varsa yoksa iddiaların üstünde tepinmek isteyenlere parmak sallamalar, ya da dediğim gibi mahkeme kararına sıkı sıkıya bel bağlama.

Ama mahkemenin suçlu demesi halinde yapılacak olan özeleştirinin vicdanda bir karşılığı olacak mı?

Gelelim muhalefetin bir diğer aymazlığına... Bir siyasi partinin il başkanı neden vardır? Ya da neden var olmalıdır.

Örgütünü diri tutmak, toplumsal itirazı örgütlemek, iktidarın politikalarına karşı alternatif üretmek, kentte yaşayanların hoşnutsuzluklarını iktidar temsilcilerine yansıtmak. Peki, biz ne görüyoruz? AK Parti iktidarına nefes alacak alan bırakmaması gereken bir il başkanı Külliye önünde savunma yapıyor.
Kendi siyasi geleceğine ilişkin hesaplarda gösterilen cevvaliyetin, iktidara karşı mücadelede aynı ölçüde görünür olmadığını. Ortaya konulmuş kapsamlı bir protesto takvimi var mı? Yok.

Hayat pahalılığına, emekçilerin geçim sıkıntısına, kentteki toplumsal sorunlara karşı sürekliliği olan bir siyasal seferberlik görüyor muyuz? Pek sayılmaz. Ama başka sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, demokratik kitle kuruluşlarının düzenlediği eylemlerde bir fotoğraflık görünürlük bulmak mümkün.

Bir pankartın önünde durmak, birkaç sloganın arasına karışmak, fotoğraf karesinde yer almak...

Protestonun kendisi değil, protestoda görünmüş olmak daha önemli. Eee hakkını teslim etmek gerek görünür de oluyor. Siyaset, örgütlü bir toplumsal itiraz olmaktan çıkıp bir tür görünürlük mücadelesine dönüyor. Bir fotoğraflık muhalefet. Sonra yine aynı sessizlik.

Talat Yalaz'a bir soru sormak isterim. Kadın kolları başkanını belirlemek mi daha önemli, iktidarı değiştirecek bir siyasal mücadele örgütlemek mi?

İkisinin birbirine alternatif olmadığını söyleyebilirsiniz. Doğrudur da. Örgütlenme elbette daha önemlidir. Ama öncelikler meselesi diye bir şey var. Benim gördüğüm, parti içi makamların kimlere teslim edileceği meselesi, toplumun karşısına nasıl bir siyasal seçenekle çıkılacağı meselesinden daha fazla heyecan yaratıyor.
Nitekim Talat Yalaz yana yakıla kadın kolları başkanını atama telaşında.

Örgüt içi iktidar mücadelesi, ülke iktidarına talip olmanın önüne geçmiş vaziyette anlayacağınız.

Üzüldüğüm yer aslında burası. İktidarın karşısında yalnızca seçim kazanmak isteyen değil, iktidar ilişkilerini değiştirmeye talip olan ya da olması gereken bir muhalefete ihtiyaç var. Ama muhalefet, iktidarın oyununu bozmak yerine kendi içinde evcilik oynuyor.

AK Parti neden hala güçlü?

Muhalefet neden toplumsal hoşnutsuzluğu siyasi bir değişim iradesine dönüştüremiyor? İktidarın kusurları muhalefeti kendiliğinden erdemli, becerikli ya da mükemmel kılmıyor. Muhalefetin beceriksizliği de iktidarı masum yapmıyor.

Ama şu da var: İktidarın yanlışlarını teşhir etmekle yetinen, kendi yanlışlarıyla yüzleşmeyen bir muhalefet, sonunda karşı çıktığı düzenin devamına hizmet eder.
Üstelik bunu çoğu zaman farkına bile varmadan yapar. İşte asıl siyasi trajedimiz de toplumsal yaramızda bu.