İnsan, kendi hayatına ne zaman yabancılaşır?

Bunun için hayatında büyük bir şeyin değişmesi gerekmez. Her şey eskisi gibi devam ederken de insan kendini tuhaf bir boşluğun içinde bulabilir. İşine gider, sorumluluklarını yerine getirir, arkadaşlarıyla görüşür, gelecek için planlar yapar. Dışarıdan bakıldığında yolunda gitmeyen bir şey yoktur. Hatta belki de yıllar önce istediği hayatı yaşıyordur. Yine de bir şeyler eksikmiş gibi gelir ama ne olduğunu bir türlü anlayamaz.

Bir zamanlar büyük bir istekle kurduğu hayatın içinde, şimdi kendisine eskisi kadar yakın hissetmiyordur.

Aldığı kararları düşünür. Hepsi kendisine aittir, en azından öyle görünür. Ama neden o yolu seçtiğini, neyin peşinden gittiğini düşündüğünde eskisi kadar emin olamaz. Bir zamanlar heyecan duyduğu şeyler sıradanlaşmış, yapmak istedikleri günlük telaşın içinde geride kalmıştır. Hayat akıp giderken o da devam eder. Durup ne yaptığını düşünmek pek aklına gelmez.

İnsan kendisinden uzaklaşırken bunu çoğu zaman fark etmez. Önce bazı isteklerini erteler. Sonra söylemek istediklerini söylemekten vazgeçer. Sonra bir bakar, kendi isteklerinden çok başkalarının beklentilerini düşünmeye başlamıştır. Ne istediğini bilse bile bunu dile getirmek zorlaşır. Bir süre sonra gerçekten ne istediğini kendisi de karıştırır.

Kendine yabancılaşmak, insanın mutlaka mutsuz olduğu anlamına da gelmez. İyi bir işi, sevdiği insanlar, alıştığı bir düzen olabilir. Her şey yolunda giderken bile kendisini yaşadığı hayata ait hissetmeyebilir. Çünkü insanın bir hayatı olmasıyla o hayatın içinde kendini bulabilmesi aynı şey değildir.

Bunu fark ettiği anlar genellikle sıradandır. Geçmişteki bir kararını düşünürken, eski bir fotoğrafa bakarken ya da uzun zamandır aklına gelmeyen bir hayalini hatırlarken… Bir zamanlar nasıl biri olduğunu, neler istediğini düşünür. Bugünkü hâliyle geçmişteki kendisi arasındaki farkı anlamaya çalışır.

Sonra aklına bir soru gelir: Ben gerçekten böyle biri olmak mı istedim, yoksa zamanla böyle birine mi dönüştüm?

İnsanın değişmesi doğaldır. Eskiden istediği şeyleri artık istemeyebilir, fikirleri değişebilir, bazı hayallerinden vazgeçebilir. Her değişim bir kayıp değildir. Fakat insan bazen değiştiğini sanırken yalnızca koşullara alışmıştır. Bazen de kendisini korumak için geliştirdiği davranışlar, zamanla hareket alanını daraltır.

Hep güçlü görünmeye alışan biri yorulduğunu söyleyemez. Herkesle iyi geçinmeye çalışan biri, istemediği şeylere itiraz etmekte zorlanır. Başkalarını düşünmeyi alışkanlık hâline getiren biri, kendi ihtiyaçlarını fark etmekte bile güçlük çekebilir. Bir süre sonra bunları neden yaptığını sorgulamaz; çünkü hep böyle davranmıştır.

İnsanın kendisine yabancılaşmasının zor taraflarından biri de budur. Bir zamanlar belirli koşullarda geliştirdiği davranışlar, zamanla kimliğinin bir parçası hâline gelir. Artık başka türlü davranmayı düşünmek bile ona garip gelir.

Kendine yeniden yaklaşmak, geçmişteki hâline dönmek demek değildir. İnsan aynı kişi olarak kalamaz zaten. Asıl mesele, bugün nasıl biri olduğunu ve bu hâlinin ne kadarını gerçekten isteyerek oluşturduğunu anlayabilmektir. Neleri hâlâ istediğini, nelerden vazgeçtiğini ve neleri sırf alıştığı için sürdürdüğünü düşünmek…

Bunun için hayatını baştan aşağı değiştirmesi gerekmez. Bazen uzun zamandır ertelediği bir kararı yeniden düşünmesi ya da kendisine bile söylemekten kaçındığı bir şeyi kabul etmesi yeterlidir. Ne yapacağını hemen bilemeyebilir. Hatta fark ettiği şeyleri değiştirmek için henüz hazır olmayabilir. Ama en azından artık neyi sorgulaması gerektiğini biliyordur.

Belki de insanın kendisine yabancılaştığını anlaması, her şeyi değiştirmesini gerektirmez. Bazen yalnızca uzun zamandır görmezden geldiği bir yanını hatırlamasıdır bu. Çünkü insan yıllar içinde pek çok şeyden vazgeçebilir; hayallerinden, düşüncelerinden, bir zamanlar olmak istediği kişiden… Bunların hepsini geri alması mümkün olmayabilir. Ama bugün olduğu kişiyle arasına giren mesafeyi fark edebilir.

Ve bazen insanın kendisiyle yeniden karşılaşması, tam da bu fark edişle başlar.