Geçen akşam Porsuk çayının kenarında yürürken önümde bir çift gördüm. Tanımadığım iki genç kız. Birbirlerine dürterek gülüştüler. Önümdeki çifte bakarak kızın tipine bak çocuğa bak diye dalga geçtiler. Yaptıkları zorbalıktı. Aslında çoğumuz aslında gizli zorbalarız. Başkaları yapınca ayıp ayıp diye ahkam keserken kendimiz de birçok kez yapıyoruz bunu.
Çoğu insan hayatının bir döneminde kilosu, boyu, tercihleriyle daha birçok şey yüzünden zorbalığa maruz kalıyor ve belki de kendini inciten bu olayların içinde biriken öfkesini başka birine, başka bir şekilde zorbalık yaparak canını acıtarak açığa çıkarıyor.
Peki ne yapmalı? Önce sevmeyi öğrenmeli. Ele ele tutuşan bir çiftte ilk baktığımız şey dış görünüş olmamalı mesela. Kirli bir çocuk görünce pis diye yaftayı yapıştırmamalıyız. Güzel bir çiçek koparınca içimiz cız etmeli.
Çocuklarımızı sevgiyle büyütmeliyiz. Önce kendini, sonra bütün kusurlarıyla insanları, hayvanları, doğal hayatı sevmeyi öğretmeliyiz. Birini incittiğinde vicdanı sızlamalı, hatasını anlamalı, özür dilemeyi bilmeli.
Bir hatamız varsa bizler de özür dilemeliyiz. Çocuk nasıl olsa diye geçiştirmemeli. Kalplerindeki çatlaklar büyümeden, insanları üzmenin doğal bir şey olduğunu düşünmeye başlamadan, sevgiyle, hatamız varsa özür dileyerek, konuşarak tedavi etmeli, o çatlakları onarmalı, kötü düşünceleri akıllarından kuş misali uçurmalıyız.
Çocuklar hamur misali elimize veriliyor ve bizi seçme hakları yok. Biz onları istediğimiz için bu dünyadalar. Nasıl istersek öyle şekil veriyoruz.
Saygı dolu, mutlu, huzurlu, barış içinde. En önemlisi birbirine saygı duyarak, içimizdeki o zorbayı susturup bastırmayı başarabildiğimiz, kimsenin dış görünüşü ya da herhangi başka bir şey için zorbalanmadığı, sevgi ve saygıdan ödün vermeden yaşadığımız mutlu yarınlar dileğiyle.