Eskişehir neden bu kadar çok yanıyor?
Son günlerde telefonuma her haber bildirimi düştüğünde benzer bir görüntüyle karşılaşıyorum.
Bir yerden duman yükseliyor.
Bir tarla yanıyor.
Bir boş arazi tutuşuyor.
Şehrin kenarında kuru otlar alev alıyor.
Bir bakıyoruz kırsalda yangın var, bir bakıyoruz şehrin göbeğinde…
En son Odunpazarı'nın o güzelim tarihi dokusunun içinden yükselen dumanları izledik.
Ve artık insan ister istemez soruyor:
Eskişehir neden bu kadar çok yanıyor?
Elbette yaz aylarındayız.
Hava sıcak. Toprak kuru. Otlar kuru. Rüzgâr desen zaten Eskişehir'in yabancısı değil.
Ama bütün bunları söyleyip geçmek bana artık biraz fazla kolay geliyor.
Çünkü ateş kendiliğinden ortaya çıkmıyor.
Bazen küçücük bir dikkatsizlik, bazen söndürülmeden atılmış bir sigara, bazen kuru otların arasında yakılan bir ateş, bazen de “bir şey olmaz” rahatlığı…
Sonra gerçekten bir şey oluyor.
Hem de birkaç dakika içinde.
Biz bu şehirde yıllardır yaz mevsimi görüyoruz. Eskişehir'in ağustosu bu yıl icat olmadı. Kuraklık da sıcak hava da artık hayatımızın bir parçası.
Değişmesi gereken şey bizim davranışımız.
Çünkü şartlar değişti.
Eskiden önemsemeden yaptığımız bir şey bugün çok daha ağır sonuçlara yol açabiliyor.
Bir yol kenarına atılan izmarit artık sadece çevre kirliliği değil.
Kuru otların arasında yakılan küçücük bir ateş artık sadece “iki dakikalık iş” değil.
Bahçedeki otu, çöpü yakmak artık eskisi kadar masum değil.
Bunu anlamamız gerekiyor.
Ama benim asıl anlamadığım başka bir şey var.
Neden hâlâ yangın çıktıktan sonra konuşuyoruz?
Her yaz aynı görüntüleri izliyoruz.
İtfaiye araçları geliyor.
Orman ekipleri geliyor.
İnsanlar hortumlarla, kovalarla yardım etmeye çalışıyor.
Alevlerin önünde insanlar hayatlarını riske atıyor.
Sonra yangın söndürülüyor.
“Geçmiş olsun” diyoruz.
Ve birkaç gün sonra başka bir yerde yeniden başlıyoruz.
Belki de artık yangını söndürmek kadar, yangın çıkabilecek yerleri önceden görmek üzerine konuşmamız gerekiyor.
Şehrin içinde kilometrelerce kuru otla kaplanmış boş araziler varsa bunların temizlenmesini yangın çıktıktan sonra mı düşüneceğiz?
Yerleşim alanlarının hemen yanı başında yaz boyunca sararıp kuruyan bölgeler varsa bunları kim kontrol ediyor?
Köy yollarında, tarla kenarlarında, piknik yapılan alanlarda denetimler yeterli mi?
Yangın riski çok yüksek günlerde sadece “vatandaşlarımız dikkatli olsun” demek gerçekten yeterli mi?
Bence değil.
Burada vatandaşa da görev düşüyor, belediyelere de, kamu kurumlarına da.
Herkesin payına düşen bir şey var.
Ama bir şeyi özellikle söylemek istiyorum.
Yangınla mücadeleyi yalnızca itfaiyenin meselesi gibi görmek büyük hata.
İtfaiye geldiğinde zaten bir şeyler yanmaya başlamış demektir.
Asıl başarı, o aracın hiç yola çıkmak zorunda kalmamasıdır.
Geçtiğimiz yıl Seyitgazi'de yaşananları bu şehir kolay unutmadı.
Unutmamalı da.
Ateşin birkaç dakika içerisinde nasıl kontrolden çıkabileceğini, rüzgârın yön değiştirmesiyle neler yaşanabileceğini hepimiz gördük.
Bu yüzden bugün “küçük bir ot yangını” diye geçtiğimiz haberleri ben artık küçük görmüyorum.
Çünkü büyük yangınların da bir başlangıç noktası var.
İlk alev çıktığında hiçbiri büyük değil.
Geçenlerde yanan bir arazinin görüntülerine bakarken aklımdan şu geçti:
Bu kez yetiştiler.
Peki ya bir sonrakinde?
Her defasında yetişebilecek miyiz?
İşte asıl mesele bu.
Eskişehir'in etrafında çok büyük bir kırsal alan var. Tarlalarımız, ormanlarımız, köylerimiz var. Şehrin içinde de yazın barut gibi kuruyan geniş boş alanlarımız var.
Böyle bir coğrafyada yangın konusunda “bir şey olmaz” deme lüksümüz yok.
Hatta belki bu yaz Eskişehir'de yeni bir alışkanlık edinmemiz gerekiyor.
Duman gördüğümüzde başkasının aramasını beklememek.
Şüpheli bir ateş gördüğümüzde “beni ilgilendirmez” dememek.
Arabadan izmarit atan birini gördüğümüzde bunu normal karşılamamak.
Kuru otların içinde ateş yakmayı hâlâ sıradan bir davranış saymamak.
Çünkü bazen bir şehri korumak çok büyük kahramanlıklar gerektirmiyor.
Bir kişinin biraz daha dikkatli olması yetiyor.
Bir kişinin zamanında telefon açması yetiyor.
Bir kişinin o izmariti yere atmaması yetiyor.
Bir kurumun yangın çıkmadan önce o kuru araziyi temizlemesi yetiyor.
Son günlerde Eskişehir'in farklı yerlerinden yükselen her duman bize aynı şeyi söylüyor aslında:
Bu yaz şansa güvenemeyiz.
Yangın çıktıktan sonra gösterdiğimiz çabanın birazını yangın çıkmadan önce gösterirsek, belki bir sonraki haberde alevleri değil başka şeyleri konuşuruz.
Ben artık öyle olmasını istiyorum.
Çünkü bu şehir yeterince yandı.