Cihan Yıldırım yazdı...

Kılıçdaroğlu’nun son çıkışını duyan herkesin aklına aynı soru geliyor: Bir siyasi hareketin yıllarca liderliğini yapmış, seçimlere sokmuş, bayrağını taşımış bir isim, kendi partisinin belediye başkanları ve ileri gelenleri için “hırsız” demeyi nasıl göze alabilir?

Ortada savcı iddianameleri, raporlar, yolsuzluk iddiaları var.

CHP’li bazı belediyelerde usulsüzlük yapıldığı, haksız kazanç sağlandığı yönünde ciddi iddialar mevcut. Son sözü mahkemeler söyleyecek. İktidarın bu operasyonları siyasi rakibini yıpratmak için kullandığı görüşü de var, “Sadece CHP’li belediyeler mi?” diye soranlar da. Bunlar ayrı tartışmalar. Asıl mesele başka yerde.

Kılıçdaroğlu ve ekibinin tutumu özetle şu: “Bizim arkadaşlar hırsız.” Bunu herkes diyebilir. Muhalefet yaparken, iktidar eleştirirken, gazeteci olarak yazarken söylenebilir.

Ama “yol arkadaşı” diyemez. Hele hele o partinin uzun yıllar genel başkanlığını yapmış biri hiç diyemez.

Siyaset, aynı gemide yolculuk etmektir.

O geminin kaptanı, mürettebatın bir kısmını “hırsız” ilan ettiğinde, geminin kendisi de batmaya başlar.

Var olan bir sorun varsa, partinin içinde, disiplin mekanizmalarıyla, etik kurullarla, gerektiğinde adalet mercilerine başvurarak çözülür.

En güzel yolu elbette kurultay çağrısı…

Sessizce, kararlılıkla, kurumsal olarak. Ama çıkıp kamuoyu önünde “bizimkiler çalıyor” demek, arınma değil, imha operasyonudur.

Ve bu imha, sadece suçlanan birkaç ismi değil, partinin tüm itibarını, seçmenin güvenini, muhalefet kapasitesini de vurur.

Kılıçdaroğlu, politika yaptığı ülkeyi ve seçmen psikolojisini ya tanımıyor ya da umursamıyor. Türk siyasetinde “kendi evinin pisliğini” bu kadar açık ve pervasızca ortaya dökmek, karşı tarafa malzeme vermekten öte, kendi tarafındaki insanları da demoralize eder. “Madem böyleydiler, niye oy verdik?” sorusu, en sadık seçmende bile yeşerir. CHP’nin bu süreçte yaşayacağı itibar kaybı, mahkeme kararlarından çok daha ağır olabilir.

Bir siyasi liderin en temel sorumluluğu, partisini ayakta tutmaktır.

Eleştirmek, hesap sormak, arınmak mümkündür. Ama bunu “bizim arkadaşlar hırsız” diliyle yapmak, arınmak değil, yakmaktır.

Ve yanan şey sadece birkaç belediye başkanı değil, o partinin geleceğidir.

Soru hala ortada duruyor: Bizim arkadaşlara hırsız denir mi? Denir… Ama yol arkadaşı tarafından, hele de o yolun yıllarca önderliğini yapmış biri tarafından asla.