Cihan Yıldırım yazdı...

Eskişehir’in kalbinde, şehrin ritmine karışmış bir üniversite kampüsü vardır. Yunus Emre Kampüsü… Yeşili, yürüyüş yolları, kütüphanesi, sanat ve spor imkânlarıyla yıllardır “Türkiye’nin en güzel kampüslerinden biri” diye anılır.
Ben onu biraz daha ileri götürüp dünyanın en güzel kampüslerinden biri sayarım.
Çünkü burası yalnızca binalardan ibaret değildir; bir yaşam alanı, bir iklim, bir hafızadır.
Şimdi o kampüs baştan sona yenileniyor.

Anadolu Univ1
Otuz-kırk yıllık, depreme dayanıksız binalar birer birer yıkılıyor. İİBF, misafirhane, lojmanlar, İÇEM, Koç binası…
Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in ifadesiyle hepsi yıkılıp yeniden yapılacak. Kampüste dolaşırken moloz yığınlarını görünce içim burkuldu.
Bu yapılar kendi dönemlerinin şartlarına göre belki de özenle inşa edilmişti. Ama inşaat teknolojisi ve yapı malzemeleri o günden bu yana bambaşka bir noktaya geldi.
Dünün “sağlam”ı, bugünün riski olabiliyor.
Rektörün sözleri net:
“Bu riski alamayız. Allah korusun bir şey olursa hesabını veremeyiz. Bu vebale girmek istemiyoruz. Deprem ülke ve şehir gerçeği… Öğrenci gelmeden yıkım işini bitirelim istiyorum. Kampüs şu an şantiye alanı gibi… Daha sağlıklı, modern ve günün ihtiyaçlarına uygun binalar yapacağız.”
Bu cümleler bir idarecinin teknik açıklamasından fazlası…
Sorumluluk duygusu. Hesap verebilirlik. Ve en önemlisi, “bir şey olursa” ihtimalini ciddiye almak.
Açık konuşmak gerekirse bu yıkımlar için geç bile kalınmış. Neyse ki olumsuz bir durum yaşanmadı.
O “neyse ki”nin arkasında büyük bir şans, belki de biraz da ihmal var. Halının altına süpürülmüş sorunların birer birer gün yüzüne çıktığı bir dönemden geçiyor Anadolu Üniversitesi.
Ama asıl mesele betonun yenilenmesi değil.
Bölümler yenileniyor. Kampüs yenileniyor. En önemlisi de yükseköğretime ve öğrenciye bakış yenileniyor.

C58D5862 B02A 4103 B233 D2Ccac0C7F13
Bina yıkmak kolaydır; zihniyeti yenilemek zordur. Yeni yapıların daha modern, daha sağlıklı, daha işlevsel olması şart.
Ancak asıl dönüşüm, o binaların içine girecek öğrencinin “müşteri” değil, geleceğin öznesi olarak görülmesinden geçiyor.
Yunus Emre Kampüsü bir şantiye görünümünde olabilir.
Toz, gürültü, kepçeler, yıkıntılar…
Geçici bir manzara bu. Asıl manzara, birkaç yıl sonra ortaya çıkacak: Daha güvenli sınıflar, daha yaşanabilir ortak alanlar, günün ihtiyaçlarına cevap veren mekânlar.
Güzel bir kampüsü korumak, onu olduğu gibi bırakmak değildir. Güzel bir kampüsü geleceğe taşımak, gerektiğinde yıkıp yeniden kurmaktır.
Anadolu Üniversitesi büyük bir dönüşüm yaşıyor. Dünyanın en güzel kampüsü yenileniyor.