Cihan Yıldırım yazdı...

Eskişehir Ticaret Odası, 10 Ekim’de sandığa gidiyor. Yaklaşık on dokuz bin üyesi olan, kentin en büyük ve en örgütlü sivil toplum kuruluşlarından biri, dört yıl daha kimin eliyle yönetileceğine karar verecek.

Karar aslında çoktan verilmiş durumda… Mevcut Başkan Metin Güler’in karşısına rakip çıkmadı. Seçim, tek adayla yapılacak.

Güler, 2013 sonundan bu yana oda başkanı… 2014’ten beri süren bu görev, 2018’deki çekişmeli yarışın ardından 2022’de de rakipsiz devam etti. Şimdi üçüncü kez aynı tablo var.

Esnaf ve tüccardan dört yıl daha yetki isteniyor.

İsteniyor da, bu yetkinin ne için istendiği ‘belli’ değil!

Yeni dönemde neler yapılacak, öncelikler neler olacak, hangi sorunların üzerine gidilecek, üyenin cebine ve kentin ekonomisine nasıl dokunulacak?

Bunların cevabı yok… Varsa da biz bilmiyoruz… Çünkü bu yönde somut bir açıklama yapılmadı. Üyelerle buluşulan, projelerin masaya yatırıldığı bir toplantı da düzenlenmedi.

Kısacası yol haritası paylaşılmadı…

Rakip çıkmayınca açıklama gereği de duyulmamış görünüyor.

Oysa rakibin olmaması, hesabın verilmeyeceği anlamına gelmez. Seçime tek başına girmek, üyeye ve kente karşı sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, alternatif olmadığı için hesap sorma imkanı da daraldığından, başkan adayının ne yapacağını kendi iradesiyle ortaya koyması gerekir.

“Beni tanıyorsunuz, yine aynısını yaparız” demek, program değildir…

On iki yılı aşkın bir başkanlığın ardından gelen yeni dönem, alışkanlığın devamı olamaz. Ticaret Odası, yalnızca aidat toplayan ve belge veren bir büro değildir. Üyenin maliyetini, pazarını, finansmana erişimini, kentin ticaret hacmini, istihdamını ve yatırım iklimini etkileyen bir kurumdur.

Böyle bir kurumun yeni dönemine “ne yapacağız” sorusu cevapsız girmesi, yönetim anlayışındaki rahatlığın işaretidir.

Rekabet olmayınca proje de olmayınca, seçim formaliteye, başkanlık ise sürekliliğe dönüşür. Güler’in geçmişte hedefi olduğu sürece görevde kalacağını söylediği biliniyor. Hedef varsa, o hedefin adı, süresi ve ölçüsü de olmalıdır.

Üye, “daha fazla kazanacağım”, “şu engel kalkacak”, “şu alanda ortak hareket edeceğiz” diyebilmeli. Bunlar söylenmeden istenen dört yıl, boş bir vekaletnamedir.
Kentte en örgütlü iş dünyası kuruluşunun yeni dönemine hedefsiz ve hayalsiz girmesi, yalnızca odanın iç meselesi değildir. Eskişehir’in ticaret iklimi, bu odanın neyi öncelik saydığına da bağlıdır.

Rakip çıkmaması, sessizliği meşrulaştırmaz. Üye, oyunu kime vereceğini değil, o oyun karşılığında ne alacağını bilmek zorundadır. Bunu sormak da hakkıdır…