Cihan Yıldırım yazdı...

Türkiye’de erken genel seçim, ekonomik sıkışma ya da Meclis aritmetiği her gerildiğinde masaya gelen bir ihtimal… Son dönemde buna yeni bir başlık eklendi: Erken yerel seçim…

Siyasi kulislerde, bozulan dengeler, değişen algılar, meclis yapıları ve temsil sıkıntısı nedeniyle ülkenin sandığı yalnızca genel seçim için değil, belediyeler için de öne çekebileceği ciddi ciddi konuşuluyor.

Tartışmanın zemini 31 Mart 2024’ün ertesi günü oluştu… Seçmen büyükşehirlerde ve çok sayıda ilçede bir tablo çizdi. O tablo, sonraki iki yılda aynı kalmadı.

Soruşturmalar, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, kayyum uygulamaları ve parti değiştirmeler belediye koltuklarının bir kısmını sandık sonucundan kopardı.

İstanbul’da seçilmiş başkan Ekrem İmamoğlu uzun süredir tutuklu… Üsküdar’da meclis üyesi transferleri ve başkanvekilliği oylaması, koltuğu seçim gecesinin kazananından aldı.

Ataşehir’de de benzer bir sıra görüldü: Önce meclis dengesi değişti, ardından başkanvekilinin de aralarında bulunduğu isimlere yönelik gözaltı geldi. Mersin, Eyüpsultan ve başka ilçelerde operasyon haberleri birbirini izledi. Daha pek çok il ve ilçede…

İktidar kanadı bunları yolsuzluk ve usulsüzlük dosyası olarak anlatıyor. Muhalefet ise sandıkta kaybedilen belediyelerin soruşturma ve transfer yoluyla geri alındığını söylüyor.

Asıl mesele bu iki anlatıdan hangisinin doğru olduğu değil, seçmenin ürettiği temsilin ne kadar sürdüğü. Belediye meclisi, başkanın partisiyle aynı çoğunluğa sahip değilse bir tutuklama ya da birkaç istifa, ilçenin yönetimini değiştirmeye yetiyor. Yeni denge sandıkta değil, salonda kuruluyor.

Bu da “seçim sonucu” ile “fiili yönetim” arasındaki makası açıyor.

Makas açıldıkça, erken yerel seçim fikri teknik bir öneri olmaktan çıkıp siyasetin meşruiyet tartışmasına dönüşüyor. Erken genel seçim bu açıdan daha tanıdık bir yol. Meclis, nitelikli çoğunlukla seçimleri yenileyebiliyor; Cumhurbaşkanı da anayasa çerçevesinde kararı önüne alabiliyor. AK Parti kulislerinde bugün için net bir erken seçim hazırlığı olmadığı, buna rağmen 2028 takviminin ve adaylık hesabının konuşulduğu biliniyor.

Yerelde ise böyle bir mekanizma yok… Belediye seçimleri beş yıllık döneme bağlı. Erken yerel seçim, ancak kanunda değişiklik, olağanüstü bir siyasi uzlaşma ya da tek tek boşalan koltuklar için yenileme yoluyla mümkün.

Yani kulisin konuştuğu şey, yarın sabah ilan edilecek bir takvim değil... Sandıkla kurulan dengelerin sandık dışı araçlarla bu kadar hızlı değişmesinin, bir noktada yeniden sandığa dönme baskısı üretip üretmeyeceği.

Baskının iki yönü var.

Birincisi, iktidar açısından…

Devralınan ya da vekille yönetilen belediyelerde hizmet aksarsa, transferle gelen çoğunluk kalıcı meşruiyet üretmez.

Soruşturmaların bir kısmı mahkemede karşılık bulmazsa, “temizlik” anlatısı zayıflar.

İkincisi, muhalefet açısından…

2024’te kazandığı kentleri fiilen yönetemezse, bir sonraki genel seçimde “belediyeyi aldık” cümlesi seçmende karşılık bulmaz. Her iki taraf için de bozuk temsil, er ya da geç sandık talebine dönüşebilir. Talep illa ülke genelinde erken yerel seçim olmak zorunda değil. Bazı büyükşehir ve ilçelerde yenileme, ya da genel seçimle yerel takvimin birbirine yaklaştırılması da aynı kapıya çıkar.

Şimdilik ortada bir karar yok…

Konuşulan, kararın öncesindeki rahatsızlık.

Seçmen bir belediye başkanı seçiyor, iki yıl sonra o koltukta başka bir siyasi irade oturuyor. Meclis üyesinin partisinden istifa etmesi yasal. Soruşturma da yasal. Ama ikisi aynı ilçede, aynı haftada buluşunca seçim sonucu bir başlangıç noktasına indirgeniyor.

Türkiye’nin erken yerel seçime gidip gitmeyeceği, kulislerdeki cümlenin yasaya dönüşmesine bağlı. Kısacası erken genel seçimi konuşurken kendimizi erken yerel seçimi konuşurken bulabiliriz.