Bilgehan Tombul yazdı...
Dün gece Eskişehir’de üç kişinin hayatını kaybettiği korkunç bir kaza yaşandı. Bunu yazarken bile kelime tuhaf geliyor, sanki yeterince ağır değilmiş gibi. Üç kişi öldü diyorsun, ama o cümlenin içinde askere gidecek bir çocuk var, 14 yaşında bir çocuk var, 21 yaşında henüz yolun başında hayalleri olan bir genç var, bir evin sabahına hiç uyanmayacak insanlar var.
Kazaya neden olan sürücü ise durmamış. Çarpmış ve gitmiş. Aracını bir kilometre ötede bırakıp kaçmış. Bu kısmı insanın içini sıkışıyor, çünkü ister istemez durup şunu düşünüyorsun: Kaçarken ne düşündü acaba? Gerçekten merak ediyorum. O arabadan inip karanlığa karışırken, “bitti” mi sandı, birkaç sokak dönünce her şey arkada mı kaldı sandı, yerde yatan üç insan yokmuş gibi mi hissetti? Dün olay yerine gelen aile acılar içindeydi. Gördükleri manzara zaten içler açısındaydı. Belki en yakınları yatıyordu yerde. Bu ailenin içindeki yangını ne yaparsa yapalım söndüremeyiz. Bu saatten sonra yolun adı, saati, hangi araçlar, hangi kavşak… Bunların hiçbiri önemli gelmiyor bana. Üç can gitti. Bu gerçek her şeyin önüne geçiyor. Sabaha karşı yakalanan tipler de aynı zaten şişme parlak mont, dar paça pantolon ve bakışları.
Bir de şu var, içimden atamadığım… Neyin yarışındaydınız? Gerçekten neyin? Gazı kökleyince, hız yapınca, birbirinize üstün gelince ne oldu şimdi? Elinize ne geçti?
Hayatını kaybedenler belki işten çıkmıştı. Belki berbat bir gün geçirmişlerdi. Belki tek düşündükleri eve gidip ayakkabılarını çıkarıp uyumaktı. Belki yarın için küçük, kimseye anlatmadıkları planları vardı. Ama birileri için o gece “eğlence” daha önemliydi.
Buna kaza demek zor geliyor bana. Çünkü kaza deyince insanın aklına kaçınılmazlık geliyor. Bu öyle değil. Bu bir tercih. Direksiyon başına sorumsuzca geçmenin, hızın, dikkatsizliğin, umursamazlığın sonucu.
Trafikte her gün görüyoruz bunu. Hız yapan “iyi sürücü” oluyor, makas atan “usta” sayılıyor. Kurallara uyanla dalga geçiliyor. Sonra biri öldüğünde iki gün üzülüyoruz, birkaç paylaşım yapıyoruz, hayat devam ediyor. Ama o evlerde hayat devam etmiyor.
Bir evde askere gidecek evlat yok artık. Bir evde okuldan dönecek çocuk yok. Bir evde bir sandalye hep boş kalacak.
Direksiyon başına geçtiğinizde sadece kendinizi taşımıyorsunuz. Başkalarının hayatını da alıp yanınıza oturtuyorsunuz aslında. Ve bazen bir gecelik hız, bir anlık “bir şey olmaz” düşüncesi, üç ailenin ömür boyu taşıyacağı bir acıya dönüşüyor.
Üç kişi öldü. Dün gece. Eskişehir’de. Bunu unutmayalım. Çünkü unutursak, yarın bu satırlar bir başkası için yazılır.