Sosyal medyadaki içeriklere mutlaka bir standart getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yedi’den yetmişe herkesin bu mecralarda bulunması bir yönüyle anlamlı olsa da, üretilen anlamsız ve niteliksiz içeriklerin bu denli çoğalması ciddi bir sorun haline gelmiş durumda. Her birimizi ilgilendirmeyen konuları hayatımıza bu kadar dahil etmemiz ve onlara zaman ayırmamız, farkında olmadan içsel bir çürümeye yol açıyor.
Ekran sürelerimizin bu kadar uzaması, her telefonu elimize aldığımızda bırakamayışımız maalesef bizi bizden aldı. Üstelik onca içeriği tükettikten sonra geriye kalan şey; lezzetsiz bir tat, keyifsizlik, huzursuzluk ve artan bir kaygı oluyor.
Ruh halimiz bozuluyor, içsel dengemiz sarsılıyor. Bazen insan, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde umutlarımızın, mutluluğumuzun ve üretkenliğimizin elimizden alınmak istendiğini düşünmeden edemiyor.
Bu süreçten en karlı çıkan sektörlerin başında ise güzellik sektörü geliyor. Genç kızlarımız makyaj malzemesi denemeleriyle içerikler üretiyor; aynı ürün yüzlerce kişi tarafından tanıtılınca yeni çıkan bir ruj bir anda mağazalarda bulunamaz hale geliyor.
Stoklar tükeniyor, belki çok daha uygun fiyata satılması planlanan ürünler beş-altı katına satılıyor. Elbette bundan markalar kazanç sağlarken, içeriği üreten genç kızlarımız da daha fazla etkileşim uğruna sınırlarını zorluyor.
Kamera karşısına iç çamaşırlarıyla çıkmak, günlük kombinlerini sergilemek, hatta yıllarca kendini korumuş, değerlerine sahip çıkmış annelerine ince çorap denemeleri yaptırmak normalleştiriliyor.
İnanın, şu an ortada büyük bir dijital çöplük var. Bu çöplüğün içinde hayallerine ulaşmaya çalışan gençler, evde oturarak yalnızca etkileşim uğruna her şeyini feda eden ve bunu “kariyer” olarak gören milyonlarca insan bulunuyor. Kolay para kazanıldığını düşünenler, bu düzenin sonsuza kadar böyle devam edeceğini sanıyorsa büyük bir yanılgı içindeler. Çünkü bu sürecin artık sonuna yaklaşıldığını düşünüyorum.
Devletimiz bu konuda geç kalmış olsa da, önümüzdeki dönemde mutlaka bir düzenlemeye gidilecektir. Herkes içerik üretmemeli; üretilen içerikler bir denetimden geçmeli ve belirli kriterlere uygun olduktan sonra yayımlanmalıdır. Aksi takdirde bireysel ve toplumsal olarak ödediğimiz bedel her geçen gün daha da ağırlaşacaktır.
Devletimizin sosyal medya için standartlar getirmesi kadar önemli bir diğer konu da televizyonlardaki gündüz kuşağı programlarıdır. Gerçekten birçok kanaldaki programlar o kadar kötü bir noktaya geldi ki, iğrenç konular açık açık işlenerek bize adeta normalleştirildi. İnsan sormadan edemiyor: Bunlar neden izin veriliyor?
Bu programları izleyen annelerden nasıl bir ebeveynlik, nasıl bir eşlik bekleniyor? Zaman zaman fikir sahibi olmak adına gözlemleme yapıyorum ve maalesef ekranda gördüğüm tablo çok net: sevgisizlik, kin, nefret, kıskançlık, canilik, kışkırtma ve kötü örnek olma... Toplumu zehirleyen ne kadar olumsuz duygu varsa hepsi bu programlarda mevcut.
Paylaştığın Şey Neyse, Sen Osun!
Televizyon programları ve sosyal medya mecraları adeta el ele vererek inançlarımızı, duygularımızı ve değerlerimizi sömürdü. Burada acil kodlu bir uyarı vardır ve devletimizin bu süreci artık ciddi şekilde değerlendirmesini bir an önce umut ediyorum.
Milliyetçi bir birey olarak; toplum yararına fayda sağlayan, ürün ve hizmet pazarlamalarını doğru ve özgün şekilde yapan, toplumu yanıltmayan ve kaliteli olan her içeriğe saygım var. Bu tür içeriklerin devamlılığının topluma büyük katkı sağladığını düşünüyorum. Hem sosyal medyada hem de nadiren de olsa televizyon kanallarında bu örnekleri görüyoruz ve bunlar gerçekten çok kıymetli. Sayılarının artmasını ümit ediyorum.
2026 yılının tertemiz içeriklerle geçmesini diliyorum. Bir sonraki yazımda, 2026 yılının yani 1 sayısının enerjisinden bahsedeceğim. Görüşmek üzere.