Yüzyıllarca süren narkozda kadının en fazla sıbyan mektebini yani ilkokulu okumasına müsaade vardı. Paşa kızıysan, bilmem hangi “zade”lerin kızıysan özel derslerle eğitime devam edebilirdiniz. Gelgelelim Anadolu’nun yoksul Türk köylüsü için erkeğin durumu da bundan pek farksız değildir. Öyle Anadolu’nun bir köyünde yoksul doğup yüksek yüksek tahsiller yapma imkânı, hele ki üst düzey yönetim kademeleri gibi bir kariyer basamakları hayaldi. Anadolu’nun acı hakikatini özellikle Osmanlı basını taramaları ve arşiv çalışmaları sürecinde görmek benim için büyük bir hayal kırıklığı idi.

Tanzimat ile birlikte eğitime dair birtakım olumlu gelişmeler olsa da bu makus talihin döneceği zaman kuşkusuz Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet’in kazanım ve değerlerinin toplumun tabanına enjekte edilmesiyle birlikte bu narkozun etkisi -Allah’a şükürler olsun ki- ortadan kalkmıştır. Cumhuriyet’in fırsat eşitliğine dair kurduğu sofrada köyde doğsun, ailesi fakir olsun, yetim olsun, kadın olsun okuyup “adam” olmuştur. Bu durum elbette kadını adamdan saymayanları; kimsesizi, fukarayı hor görenleri rahatsız etmiştir. İşin ilginç tarafı bugün Cumhuriyet’in sofrasına kurulmuş, Cumhuriyet’in tabağından bir tamam yiyenlerden zaman zaman Cumhuriyet’i hedef alan sözler duymak! Elde ettikleri imkânları Cumhuriyet öncesindeki sistemde rüyalarında bile göremezlerdi hâlbuki. “100 yıllık narkoz” sözünü de duyduk son olarak. Ancak niyet de okuyamayız. Zira sinelerin özünü yalnız Allah bilir. Biz sadece söze ve sözün gittiği yere bakarız.

Türk milleti narkozdan uyanalı bir asırdan fazla oldu, hamd olsun. Atatürk’ün önderliğinde Millî Mücadele ile kendimize geldik ilkin. Keza yüzyıllar sonra Türk kadını tarih sahnesine çıkarak erkeğin arkasında değil yanında, erkekle omuz omuza bir destan yazdı. Gâh cephede gâh mektepte… Bazen de tek başına Anadolu’da öğrencisinin yanındaki yerini aldı. Pervin öğretmen gibi.

Arşivin kuyusunda Pervin öğretmenin Eskişehir’de görev yaptığı döneme ait sicil dosyalarına ulaştım. Belgeleri incelerken günümüzde sicil dosyalarında bulunmayan bilgilerin de mevcut olduğunu gördüm. Bir kere öğretmenin kimliği “sosyal” ve “ilmî” olarak iki kategoride değerlendirilmiş. Mesela sicil formunda “telif veya tercüme ettiği matbu eserleri” öğretmenin sosyal kimliği çerçevesine alınmış. İlmî kimlik ise tahmin edileceği üzere eğitim ve diploma bilgileridir. Bu bölümde ayrıca “Musikiye vâkıf mıdır? Hangi aleti çalar?”, “Resim yapmaya muktedir midir?” ve “Hangi işlerinde maharet-i kamile sahibidir?” soruları da var. Sicil formunun başlığında branş ayrımı yok. Demek ki hangi branş olursa olsun öğretmenlikte beklenen, özlenen vasıflar bunlar. Alanında tahsil görmenin yanı sıra “Kendisini muallimlik etmeye salâhiyyet-dâr eden vesika hangisidir. Tarihi ve derecesi.” sorulmaktadır. Öğretmenlik diplomasının bir kişiyi öğretmenlikte “salâhiyyet-dâr” yetkili kıldığı gerçeğine, yani mezun öğretmenin başkaca bir eğitim/sınava tabi tutulmasının mevzubahis bile olmadığına esasında biz de 90’larda yakinen şahidiz, şimdikinin aksine.

Şimdi gelelim Pervin öğretmenin hikâyesine. 1894/1895’te Adapazarı’nda doğmuş. Baba adı Osman. İlk mektebi İstanbul’da “hususi” tamamladığı yazıyor. Fakat orta ve yüksek tahsili yoktur. Akabinde formda “İtmam-ı tahsil için hangi müesseselere devam etmiştir? Haiz olduğu vesikalar nelerdir?” denilerek tahsili nasıl tamamladığı sorulmaktadır. Pervin Hanım, “İstanbul Biçki ve Dikiş Yurdu”ndan mezun olmuştur. O dönemde revaçta olan örgün ve yaygın biçki dikiş eğitim kurumları ile kadınların bu yönde istihdamı, meslek sahibi olmaları, dolayısıyla ekonomik özgürlüğe kavuşmaları amaçlanıyormuş. Özellikle savaş yıllarında ordunun ihtiyaçları açısından önemli bir meslek olan terzilik, Avrupa’dan esen moda rüzgârları için de biçilmiş kaftandı.

Pervin Hanım, “İstanbul Biçki ve Dikiş Yurdu”ndan mezun olduktan sonra öğretmen eğitimini tamamlayarak “İstanbul Tedrisat-ı İbtidaiye Meclisi” tarafından, yani o dönemde öğretmenlerin atamalarından da sorumlu olan ve illerde kurulan ilköğretim meclisince 15 Şubat 1915’te “muallimlik etmeye salâhiyyet-dâr eden vesika”sına yani diplomasına sahip olmuştur. Meslek hayatına Adana’da başlayan Pervin öğretmen orada İngiliz ve Fransız işgallerini görmüştür. 1920 yılında Ankara’ya atanmış, 16 gün sonra istifa etmiş, Millî Mücadele yıllarında mesleğine artık Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara Hükûmetinin öğretmeni olarak devam etmiştir. Nitekim Ankara Hükûmeti cephedeki savaşın yanı sıra işgal altındaki yerler dışında idari teşkilatlanmasını tamamlayarak eğitimin kesintisiz devam etmesi için ayrı bir savaş daha veriyor, eğitimi cephedeki savaş kadar önemsiyordu. Bu savaşın eğitim neferlerinden biri de Pervin Hanım’dır.

Arşivden izi sürüldüğünde Pervin Hanım hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisinin yazışmalarına da ulaşmak mümkündür. Onun hakkında ayrıca “hizmet-i milliye” notu da düşülmüştür. Demek ki Millî Mücadele sürecinde gönüllü olarak görev almıştır. Bu görevin de mesleğine uygun olarak askerî üniformaların dikimi ve tamiri olduğu düşünülebilir. Pervin Hanım’ın görev yaptığı iller arasında Eskişehir de vardır. Arşivden izini sürebildiğimiz kadarıyla Pervin Hanım’ın 1926-1929 yıllarında Eskişehir Sivrihisar’da görev yaptığı kesindir. 1927 yılında düzenlenmiş sicil kâğıdında bulunan fotoğrafını da yazımızla birlikte gün ışığına çıkarmış bulunuyoruz.

Pervin Hanım, Eskişehir’de Sivrihisar Dördüncü İlk Mektepte öğretmenlik yapmış, alanında yetkin bir öğretmen olduğu da kayıt altına alınmıştır. Sicil kâğıdında 1929 yılında dönemin İl Millî Eğitim Müdürü Talat Bey’in olumlu bir notu da mevcuttur. Arşivden Talat Bey’in atama kararnamesine de ulaştım. 17 Mart 1928 tarihli tayin belgesinde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Millî Eğitim Bakanı imzaları bulunmaktadır.

I. Dünya Savaşı sürdüğünde mesleğe İstanbul’da değil Anadolu’da başlayan, Millî Mücadele dönemi ve Cumhuriyet Türkiye’sinin hiç şüphesiz güçlü Türk kadınının örneklerinden biri olan Pervin Hanım; tarihin sunduğu yol ayrımında Atatürk’ün de ifade buyurduğu üzere “temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti”ne giden “İstiklal” yolunda vazifesini alnının akıyla yerine getirmiştir. Ruhu şad olsun.