Cihan Yıldırım yazdı...
Dün farklı sektörlerden üç esnafı ziyaret ettim. Üçü de aynı dertten yakındı… Vergi daireleri… Sağlık merkezi sahibi ayrı bir dertle boğuşuyordu. İl Sağlık Müdürlüğü, neredeyse bir milyona yakın ceza kesmiş. Sebep? Asansör bakımı zamanında yapılmamış.
Yetkili, bakım için ilgili odaya yazmış, ama yoğunluk var diye ekip gelmemiş. Buna rağmen müdürlük gelip cezayı yapıştırmış. İnşaat firması sahibi ise ‘2023 yılını incelemişler. Üç milyona yakın para istiyorlar” dedi.
Sağı solu aramış, ‘ver kurtul’ demişler… Vergiciler, şirketlerin hesap hareketlerinin işlerine gelen kısımları öne çıkarıp ahkam kesiyor.
Adalar’daki iş yeri sahibi sigara cezasından dert yandı… Müşteri yüzde 80 azalmış. Diş polikliniği sahibi daha ağırını anlattı: Bir ay gelip kasada oturdular!
Sanayide de durum farklı değil… Devlet, işi gücü bırakmış, esnaf ve tüccarla uğraşıyor. Bu tablo, sadece birkaç esnafın kişisel şikayeti değil. Ülkenin dört bir yanında duyulan ortak bir çığlık. Vergi denetimleri artıyor, cezalar katlanıyor, bürokrasi kalınlaşıyor.
Kayıt dışı ekonomiyle mücadele adı altında yapılanlar, bazen adalet duygusunu zedeliyor.
Bir sağlık merkezinde asansör bakımı için yetkili servisin gelmemesi suçsa, o zaman o servisi denetlemeden ceza kesmek niye? Bir inşaatçıya geriye dönük milyonluk fatura çıkarmak, ‘ver kurtul’ diye yol göstermek niye?
Diş hekiminin kasasına bir ay memur oturtmak, müşteriyi kaçırmak niye? Esnaf ve tüccar, bu ülkenin omurgasıdır. Sabah erken açılan dükkanlar, sanayi sitelerindeki alın teri, müşteriyle kurulan güven ilişkisi…
Bunlar ekonomi demektir… Ama bugün birçok işletme, vergi yükü, idari ceza ve sürekli denetim altında eziliyor. 2025’te esnaf iflaslarının arttığı, icra dosyalarının rekor kırdığı bir ortamda, bu yaklaşım ‘kayıt dışını önlemek’ten ziyade ‘canı sıkmak’ gibi duruyor.
Sigara yasağı gibi kurallar önemli olabilir, ama cezalarla müşteriyi kaçırıp işletmeyi batırma pahasına uygulanmamalı.
Üslup yanlış, yöntem hatalı…
Vergi toplamak devletin hakkı ve görevi…
Ama bu, Deli Dumrul mantığıyla olmaz.
Esnafı ‘potansiyel suçlu’ gibi gören bir zihniyet, ekonomik canlılığı öldürür. Dış tehditler, jeopolitik riskler konuşulurken asıl tehlike içeriden geliyor… Yurttaşla devlet arasında güven erozyonu…
Tankla topla yıkılmaz ama bürokratik baskıyla bir ülkeyi içten içe zayıflatırsın.
Esnafın devlete olan bağı zayıfladığında, vergi geliri de, istihdam da, tüketim de daralır.
Çözüm basit… Rahat bırakın. Denetimleri adil ve öngörülebilir kılın. Cezaları caydırıcı olmaktan ziyade eğitici hale getirin. Bakım yapamayan odaya ceza kesin, ama sağlık merkezini cezalandırmadan önce altyapıyı düzeltin.
Geriye dönük incelemelerde ‘ver kurtul’ kültürüne son verin. Kasaya oturmak yerine, dijital denetim ve şeffaflıkla hasılatı takip edin. Esnafı destekleyin ki, onlar da devleti destekleyebilsin.
Devlet güçlü olmalı, ama gücünü vatandaşını ezen bir sopa gibi değil, omuz veren bir el gibi göstermeli. Esnaf ve tüccar rahat ederse, ekonomi nefes alır. Aksi takdirde, ‘devlet çatırdıyor’ sesleri çoğalır. Bu sesleri duymak, düzeltmek için hala vakit var.