Arşivin kuyusundaki çalışmalarımız devam ederken -esasında bambaşka bir şey ararken- bulduğumuz belgede Eskişehir’in adı geçince bunu tarihe not düşmek şart oldu. Ülke genelinde faaliyet gösteren dernek isimlerinin yer aldığı belge, dönemin İçişleri Bakanlığının kaydıdır. Belgenin tarihi yok ancak listedeki dernek isimlerine bakıldığında ve kuruluş tarihleri araştırıldığında 1919 gibi tarihî bir dönüm noktasına işaret ettiği söylenebilir. Önce Osmanlı Türkçesi bu belgede Eskişehir’e ait bölümü aynen okuyalım:
“Eskişehir Mutasarrıflığı
Merkez Livada:
Tatar Cemiyet-i Hayriyesi,
İhtiyat Zâbitan Cemiyeti,
Sosyalist Cemiyeti,
Hürriyet ve İtilaf Fırkası Şubesi.
Mülhakatta:
Hürriyet ve İtilaf Şubeleri”.
Şimdi hepsine sırayla göz gezdirelim. Tatar Cemiyet-i Hayriyesi, Kırım’dan Türkiye’ye göçen Tatar Türklerinin kurduğu derneklerden biridir. Adından da anlaşılacağı üzere Kırım Türkleri arasında sosyal dayanışmayı içeriyordu. 1908’de İstanbul’da kurulan bu derneğin Eskişehir’de bir şubesi bulunmasından daha doğal bir şey olamaz. Nitekim Eskişehir, Tatar Türklerinin yerleştirildikleri beldelerden biridir. Elimizdeki Osmanlı Türkçesi belgede bu derneğin ismine sadece Eskişehir bölümünde rastladık. Esasında belgenin bazı bölümlerinde koyu lekelerin yanı sıra mürekkebin silinmesi nedeniyle okunamayan yerleşim yerleri ve cemiyet adları da var. Bu arada Eskişehir bölümünün gayet net okunduğunu, dernek isimlerinin yukarıda sayılanlardan ibaret olduğunu belirtelim.
Sıradaki dernek ise yedek subayların kurduğu “İhtiyat Zâbitan Cemiyeti”dir. Yedek subaylar, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Mütareke ile terhis olduklarında savaş öncesi hayatlarına dönemediler ve istihdam edilmediklerinden bir mağduriyet yaşadılar. Akabinde ise seslerini iktidara duyurmak ve haklarını aramak için çözümü mesleki örgütlenmede aradılar. Yaptığımız literatür taramasında Anadolu’da birkaç yerleşim yerinde yedek subayların teşkilatlandığı bilgisine ulaştık. Elimizdeki belgede ise (koyu lekeler nedeniyle okunamayan yerler göz önünde bulundurulduğunda) en az 15 yerleşim yerinde dernek kurulduğu görülmektedir. Hatta bazı yerlerde iki farklı dernek kurulmuştur. Mesela Teke (Antalya) Mutasarrıflığı merkezinde “İhtiyat Zâbitan Teavün Cemiyeti” ve “İhtiyat Zâbitan Cemiyeti” olmak üzere iki dernek var. Tüm bunlar İstanbul’da kurulan iki farklı derneğin Anadolu’daki şubeleri midir, yoksa birbirinden bağımsız fakat aynı sorunu yaşayan yedek subayların bulundukları yerlerde ön ayak olarak kurdukları yerel dernekler midir? Esasen isminde “teavün” yani yardımlaşma ifadesi bulunsun ya da bulunmasın her iki grupta da yazım bakımından dernek isimlerinde farklılıklar söz konusudur. Böylelikle bu dernekleri kapsadığına göre elimizdeki belgenin Mütareke’den sonrasına ait olduğu kesinlik kazanıyor.
Gelelim Sosyalist Cemiyeti’ne. Sosyalizm fikir olarak Osmanlı’da 1910’dan itibaren kendini göstermeye başlamıştır. Elbette siyasi uzantıları da olmuştur. “Türkiye Sosyalist” ve “Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist” gibi siyasi partiler karşımıza çıkmaktadır. Eskişehir’deki “Sosyalist Cemiyeti”, bir partinin uzantısı mıydı, yoksa işçilerin haklarına dair bir bilinç geliştirmeyi, sosyalist düşüncenin genel manada yaygınlaşmasını hedefleyen bir dernek miydi ya da her ikisi miydi? Cevap ne olursa olsun, her hâlükârda Eskişehir’de sosyalizmin 1919 yılında varlık gösterdiği açıktır. Elimizdeki belgeye göre Bandırma kazasında da benzer bir dernek kurulmuştur. Yalnız burada doğrudan “Sosyalist Fırkası” yazdığından bir siyasi partinin şubesi olduğu kesindir.
Adı “sosyalizm” olmasa da “İslam Bolşevik” şeklinde yaygınlaşan bir fikrin 1920’de yeşerdiği yer de Eskişehir’dir. Yayın organı da “Seyyare Yeni Dünya” idi. Gazetenin 32. sayısını okuyup “Eskişehir.Net”teki köşemde hikâyesine, 32. sayısındaki haber ve yazılarına değinmiştim. Başlık da Yeni Dünya’nın mottosuydu. Daha doğrusu günümüz Türkçesiyle söylemeye çalışmıştım: “Dünyanın Çalışan Fakirleri!.. Birleşiniz!”
“Seyyare Yeni Dünya” gazetesinden öğrendiğimize göre Eskişehir’de 1920’de “Yoldaş Kıraathanesi” varmış mesela. Gazetenin vurguladığı gibi söyleyecek olursak “bir Bolşevik Müslüman kıraathanesi”. Tiyatrosu da varmış. Adı da “Yeni Dünya Temsil Heyeti”. Kadın kolu da var. Kadınlar “Yeni Dünya Dikiş Yurdu” açmak istiyor. Eskişehir’de, Taşbaşı’nda “Yeni Dünya” adında matbaaları da var. Yani gazetesi, matbaası, kıraathanesi, tiyatrosu ve kadınların da dâhil olduğu koskoca bir ağ söz konusu. Hatta “Biri varsa, diğeri de var: Yeni Dünya, Yeşil Ordu, Kuva-yı Seyyâre…” de demiş, kısaca bunlardan da bahsetmiştim.
Yine elimizdeki belgeye göre hem merkezde hem de taşrada Hürriyet ve İtilaf Fırkası şubeleri, şehre tüm damarlarıyla nüfuz etmiş görünüyor. Sadece Eskişehir’de değil ülkenin en ücra köşelerinde bile Anadolu’yu dört baştan sarmış. Şehir tarihine dair yaptığımız araştırmalarda önemli bir yer verdiğimiz; şehrin eğitim, kültür, sanat etkinliklerinin başaktörü olan İttihat Terakki Fırkasının ise artık yerinde yeller esmektedir. Tasfiye edilse de binası el değiştirse de Eskişehir’de İttihatçıların işgaller sürecinde ilk yaptıkları iş, Millî Mücadele’yi örgütlemek olacaktır. Hatta köşe yazılarımda adına vurgu yaptığım Takiyüddin Bey, bu süreçte tutuklanıp hapis yatacaktır. Prof. Dr. Kemal Yakut’un “100. Yılında Eskişehir’de İşgal ve Direniş” kitabı bu sürece ışık tutan çok değerli bilgi ve bulgular sunmaktadır.
Elimizdeki belgede; ülkenin çeşitli yerlerinde kurulan yerel direniş derneklerinin isimlerine rastlanmakta ise de Eskişehir’de böyle bir dernek adı yer almamaktadır. Kemal Yakut Hoca’mızın adı geçen kitabından bu yerel direniş derneklerinin birleştiği “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”nin Eskişehir şubesinin 7 Ekim 1919’da teşkil edildiğini öğreniyoruz. Eskişehir’deki yerel yöneticilerin İstanbul Hükûmetine bağlı olup Kuva-yı Milliye’nin karşısında durmasına ve bu süreçte Eskişehir’in İngiliz işgali altında bulunmasına rağmen şehirde İzmir’in işgalinden sonra silahlı direniş hazırlıkları başlamıştır. 17 Mayıs 1919’da yaklaşık on-on beş bin kişinin katıldığı Odunpazarı Mitingi’yle İzmir’in işgalinin protesto edilmesi ise güçlü bir direnişin ve fiilî bir örgütlenmenin varlığını göstermektedir.
Gelgelelim Hürriyet ve İtilaf Fırkasına yani partisine. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin 18. cildinde yer alan ve Prof. Dr. Ali Birinci tarafından kaleme alınan yazıdan aktaralım: Mütareke devrinin en güçlü siyasi teşekkülü olan partinin, dış siyasette devlet için en önemli reçetesi “İngiliz taraftarlığı” imiş. Parti, “İngiliz dostluğunu kazanmayı devletin bekası için tek yol” olarak kabul etmiş. Millî Mücadele’ye katılanlar, onlara göre “müstakbel suçlular” imiş. Hatta Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları için verilen idam cezasını da alkışlamışlar. Başka söze gerek var mı, bilmiyorum.
Sonuç olarak 1919’da Eskişehir’in “vaziyet ve manzara-i umumiye”si: Bir tarafta şehrin en ücra köşelerine kadar yapılanmış, gücü elinde bulunduranlar; bir tarafta İngiliz işgali; diğer tarafta ise direnişi ustalıkla örgütleyen, öyle ki direniş aleyhine hazırlanan raporlarda bile boyutu tam tespit edilemeyecek şekilde derinden ilerleyen Kuva-yı Milliye hareketi var. Son tahlilde Türkler şaşırtmayı sever. Mesela Çanakkale’de, ardından -bir daha belini doğrultamaz dedikleri- bir zamanda Kut-ül Amare’de, Sevr paçavrasının çöpe atıldığı Kurtuluş Savaşı’nda... Ve “dâhilî-hâricî bedhahlar” her “Bu sefer tamamdır!" dediklerinde tarih tekerrür edecektir, dost-düşman kimsenin kuşkusu olmasın.