Cihan Yıldırım yazdı...

Seçilmiş tüm başkanlar ister istemez ‘birilerinin’ başkanı olur… Başkan bir gruba ya da bir zümreye daha yakın olur. Yılmaz Hoca kültür-sanat çevresine yakınken spor camiasına uzaktı… Kazım Kurt CHP’ye daha yakınken bazı başkanlar partiye yakın olma noktasında mesafeliydi.
Kimi eğitimi, kimi çevreyi önceledi… Kimi altyapı dedi, kimi Eskişehirspor dedi… Kimi çocuklar için, kimi emekliler için harcadı mesaisinin büyük bölümünü…
Bu noktada iki yıl önce ‘sürpriz’ denebilecek şekilde göreve gelen Ayşe Ünlüce’nin tarzı ve kimin başkanı olacağı merak ediliyordu. Ünlüce'nin yaklaşık iki yıllık belediye başkanlığı dönemi Eskişehir siyasetinde dikkat çeken bir dönüşüm hikayesine sahne oldu.
Eskişehir, 25 yıl boyunca Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in vizyonu ve yönetim tarzıyla şekillenmiş bir kentti. 2024 yerel seçimlerinde bayrağı devralan Ayşe Ünlüce ise farklı bir üslup ve yaklaşım getirdi.
Hukukçu kimliği, hakimlik ve avukatlık geçmişi, belediyedeki uzun bürokratlık yılları (özellikle Genel Sekreterlik dönemi) ona hem kurumsal hafızayı hem de sahadaki gerçekleri çok iyi tanıma avantajı sağladı.
Ama asıl farkı yaratan, seçildikten sonraki tutumu oldu. Kampanya döneminde verdiği mesajlar netti… Ayrıştırmadan, kucaklayarak yönetmek.
Seçim sonrası ise bu sözleri hayata geçirdi. Farklı siyasi partilerden isimlerle kurduğu diyaloglar, Eskişehir'de alışılmadık bir tablo oluşturdu. Eskiden ‘karşı taraf’ olarak görülen kişi ve gruplarla bile masaya oturdu, dinledi, ortak paydalar aradı.
Gelinen noktada AK Partilisi, BBP’lisi, MHP’lisi, DP’lisi, Saadet’lisi, DEVA’lı ya da Gelecek’li… Zafer Partili ya da İYİ Partili herkesin ulaşabildiği daha da önemlisi derdini anlatabildiği bir isim haline geldi Ünlüce…
Bu yaklaşım, kutuplaşmanın yüksek olduğu bir ülkede nadir rastlanan bir olgunluk örneğiydi.
Ankara'ya gidip Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı'nı ziyaret etmesi ise belki de en sembolik adımdı. Parti farkına rağmen ‘işbirliğine açığım’ mesajını net bir şekilde verdi.
Bu ziyaret, sadece bir nezaket ziyareti değildi; kentin altyapı, çevre, kentsel dönüşüm gibi hayati projelerinin merkezi hükümetle koordinasyonunun önünü açma iradesiydi.
Eskişehir'in kazanacağı her projenin parti rozetinden bağımsız olduğunu gösterdi.
En önemlisi ise vatandaşla kurduğu bağ. Ayşe Ünlüce, geride kalan iki yılda ‘herkesin arayabileceği, derdini anlatabileceği’ bir başkan profiline evrildi.
Toplumun her kesiminden insan –esnafı, emeklisi, öğrencisi, STK temsilcisi, farklı görüşten vatandaşı– onun kapısını çalabiliyor, sesini duyurabiliyor. Bu erişilebilirlik, sadece bir telefon numarası ya da sosyal medya hesabı meselesi değil; samimiyet ve karşılıklı güven meselesi.
Elbette eleştiriler de var...
Bazı kesimler icraat hızını, bazıları ise beklenti yönetimini tartışıyor. Ama siyasetin en zor kısmının ‘hizmet üretmek’ değil, ‘toplumu birlikte tutmak ve geleceğe ortak umut taşımak’ olduğu düşünüldüğünde, Ünlüce'nin izlediği yolun değeri daha net görülüyor.
Eskişehir gibi eğitimli, kültürlü, modern bir kentte ‘herkesin başkanı’ olmak kolay değil.
Çünkü herkesin beklentisi farklı, herkesin sesi yüksek çıkıyor. Ama tam da bu yüzden Ayşe Ünlüce'nin denemesi kıymetli…
Dinlemeyi, uzlaşmayı, köprü kurmayı seçti…
İki yılda kat ettiği mesafe, önümüzdeki yıllarda daha büyük projelere ve daha geniş uzlaşılara zemin hazırlayabilir.
Belki de Eskişehir'in önümüzdeki döneme damgasını vuracak cümle şu olacak: Ayşe Ünlüce, herkesi dinledi ve herkese kapısını açtı…
Bu cümle, bir belediye başkanının en büyük kazanımı olabilir. Eskişehir, bu yolda yürümeye devam ettikçe, belki diğer kentlere de ilham olur. Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı tam da bu: Ayrıştırmayan, kucaklayan, dinleyen ve çözüm arayan liderlik.
Ayşe Ünlüce, bu yolda emin adımlarla ilerliyor. Ve görünen o ki, ‘herkesin başkanı’ olma yolunda kararlı…