Çiğdem Arıman yazdı...
Bir zamanlar mahallelerimiz vardı.
Kapısı açık evler, birbirine emanet edilen çocuklar, komşu teyzelerin uzattığı salçalı ekmekler… Sokaktan annemize seslenerek su içmeye çağrıldığımız, masum ve güvenli bir çocukluk yaşadık. O günleri yaşayanlar bilir: Huzur, lüksten değil, insandan gelirdi.
Peki ne oldu da bugün bu noktaya geldik? Bugün sahte “frekanslarla” yıldızlar üretiliyor. Şiddeti körükleyen, ahlaksızlığı normalleştiren, düşünmeyen ve sorgulamayan bir zihniyet; özellikle çocuklar ve gençler üzerinden topluma empoze ediliyor. Sanal platformlar, bu dönüşümün en güçlü aracı hâline gelmiş durumda.
Çocuklar artık sokakta değil, ekranların içinde büyüyor. Şiddeti, suçu, küfrü, yaşa uygun olmayan oyunları ve kadını aşağılayan dili daha küçük yaşlarda normal kabul etmeye başlıyorlar.
Maalesef “influencer” olarak adlandırılan birçok kişi; lüks yaşamları, müstehcen paylaşımları ve değerlerimizle uyuşmayan hayat tarzlarıyla çocuklarımıza kötü örnek oluyor. Bu, yalnızca bireysel bir yozlaşma değil; insanlığa ve Türk toplumuna karşı işlenen büyük bir yanlıştır.
Devlet, bu sürece geç de olsa müdahil olmaya başladı. Ancak bu kez başka bir problemle karşı karşıyayız. Sahneye çıkıp şarkı söylemeye bile gerek duymayan; sözlerinde kadını metalaştıran, küfür, cinsellik, suç ve uyuşturucu barındıran gruplar “sanatçı” olarak pazarlanıyor.
Ne yazık ki müzik platformları da algoritmalarıyla bu içerikleri öne çıkarıyor. Oysa kaliteli, faydalı ve değer üreten içerikler neredeyse görünmez kılınıyor. Sistem; sapkınlığı, şiddeti ve cinselliği ödüllendiriyor. Sonuç ortada: Sadece çocuklar değil, toplumun tamamı zehirleniyor. Sosyal medya ve müzik platformları aracılığıyla ülkemizin geleceği yavaş yavaş aşındırılıyor.
Gençler bugün kulaklıklarını bir uzuv gibi taşıyor. Dinledikleri müziklerin frekansları ise son derece negatif. Psikoloji biliminin de söylediği gibi; insan ne izlerse, ne dinlerse ona dönüşüyor. Sürekli tekrar edilen sözler, bilinçaltında gerçeğe dönüşüyor. Ruh hâlimiz, maruz kaldığımız içeriklerle şekilleniyor.
Bu nedenle birçok yabancı filmi izlememeyi tercih ettim. Denedim, gördüm ve vazgeçtim. Çünkü o filmlerdeki şiddet, kötülük ve karanlık enerji bana iyi gelmedi. Asıl tehlike şu: Bu sistemi yaşarken, bizleri de içine çekmek istiyorlar. Farkında olmadan bu düzenin bir parçası hâline geliyoruz. Ben her zaman umutlu ve pozitif bir dille konuşmayı tercih ederim. Ancak gelinen noktada artık sessiz kalmak mümkün değil.
Son dönemde ortaya çıkan bu sözde sanatçı grupları için ciddi önlemler alınmalıdır. Gençler, müzik yoluyla suça ve yozlaşmaya teşvik edilmektedir. Algoritmalarla parlatılan bu isimler, çocuklar için “rol model” hâline getirilmektedir.
Bu yüzden en büyük sorumluluk yine ailelere düşüyor. Çok daha uyanık olmalı, çocuklarımızla daha fazla ilgilenmeli, onları ekranlara teslim etmemeliyiz. Sevgi, şefkat ve ilgi; bu karanlık düzenin karşısındaki en güçlü kalkandır.
Geleceğimizi frekanslarla kaybetmemek için, bugün harekete geçmek zorundayız.