Bir evliliği ne ayakta tutar?Sevgi mi? Uyum mu? Doğru insanı bulmuş olmak mı? Yoksa hiç tartışmamak mı?
Çiftlerle ilgili en yaygın yanılgılardan biri, iyi bir ilişkinin çatışmanın olmadığı ilişki olduğunu düşünmektir. Oysa uzun yıllar boyunca çiftlerin etkileşimlerini inceleyen psikolog John Gottman’ın çalışmaları bize farklı bir şey söylüyor: Sağlıklı ilişkileri diğerlerinden ayıran temel unsur, çiftlerin sorun yaşayıp yaşamaması değil; sorunlarla nasıl ilişki kurduklarıdır.
John Gottman ve Nan Silver’ın Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi adlı kitabı tam da bu noktadan hareket eder. Gottman, laboratuvar ortamında çiftlerin yalnızca söylediklerini değil; birbirlerine nasıl baktıklarını, tartışmayı nasıl başlattıklarını, yakınlaşma girişimlerine nasıl karşılık verdiklerini ve çatışma sırasında ortaya çıkan örüntüleri incelemiştir. Bu çalışmaların ortaya koyduğu önemli sonuçlardan biri şudur: Evlilik, yalnızca büyük krizlerde değil, gündelik hayatın küçük anlarında güçlenir ya da aşınır.
Eşinizi Hâlâ Tanıyor musunuz?
Gottman’ın ilk ilkelerinden biri “sevgi haritaları”dır. En basit ifadeyle bu kavram, eşimizin iç dünyasını ne kadar tanıdığımızı anlatır.
Eşinizin bugünlerde en çok neye kaygılandığını biliyor musunuz? İş yerinde onu zorlayan şey ne? Gelecekle ilgili hangi hayali hâlâ içinde taşıyor? Son zamanlarda neye kırıldı? Neyi başardığında kendisiyle gurur duydu?
Uzun süre birlikte olmak, birbirimizi otomatik olarak tanımaya devam ettiğimiz anlamına gelmez. Çünkü insan değişir. On yıl önce evlendiğiniz kişi ile bugün aynı sofrada oturduğunuz kişi aynı yaşam deneyimlerinden geçmemiştir.Bu nedenle ilişkide merakın kaybolması, çoğu zaman yakınlığın da yavaş yavaş kaybolması anlamına gelir.
Belki de uzun ilişkilerde sorulması gereken soru “Onu tanıyor muyum?” değil, “Onu yeniden tanımaya devam ediyor muyum?” olmalıdır.
Sevgi Hissetmek Kadar, Sevgiyi Görünür Kılmak
Gottman’ın üzerinde durduğu bir diğer konu, eşler arasındaki beğeni ve takdir kültürüdür.Birlikte geçirilen yıllar arttıkça olumlu davranışlar sıradanlaşabilir. Sabah kahveyi hazırlamak, çocuğu okuldan almak, eve gelirken bir ihtiyacı hatırlamak, yorgunken sofrayı toplamak…
Başlangıçta fark edilen davranışlar zamanla “zaten yapması gereken şeyler” kategorisine girebilir.Tam da burada ilişkide tehlikeli bir seçici dikkat gelişebilir: Yapılan onlarca olumlu davranış görünmez olurken yapılmayan tek şey büyür.
“Teşekkür ederim.” “Bugün çok yorulduğunu fark ettim.”“Bunu düşünmen hoşuma gitti.”
“İyi ki bunu sen hallettin.”
Bunlar basit cümleler gibi görünür. Fakat ilişkilerde duygusal güven çoğu zaman bu küçük temasların birikimiyle oluşur.Sevgi yalnızca hissedilen bir duygu değildir; davranışlarla görünür hâle getirildiğinde ilişkiyi besleyen bir deneyime dönüşür.
Bazen İlişkiyi Kurtaran Şey, Birbirimizi Görmektir
Gottman yaklaşımının günlük hayata en kolay taşınabilecek kavramlarından biri, eşlerin birbirlerine yaptıkları küçük “bağlantı kurma girişimleri”dir.
“Bugün çok yoruldum.” “Şuna bir bakar mısın?” “Bir şey anlatacağım.” “Bugün başıma ne geldi biliyor musun?”
Bunların hiçbiri büyük romantik cümleler değildir. Fakat aslında her birinin altında görünmeyen küçük bir soru vardır:
“Benimle bağlantı kurar mısın?”
Eşimiz bir şey anlatırken telefondan başımızı kaldırmak, göz teması kurmak, bir soru daha sormak ya da yalnızca “Seni dinliyorum” diyebilmek ilişkinin duygusal bağını besler.
Çünkü insanlar yalnızca sevilmek istemezler. Görülmek, duyulmak ve önemsendiklerini hissetmek isterler.İlişkiler çoğu zaman büyük bir olayla değil, bu küçük çağrıların uzun süre cevapsız kalmasıyla mesafe kazanmaya başlar.
Eşinizi Değiştirmek Yerine Ondan Etkilenebilmek
Evlilikte sık karşılaştığımız problemlerden biri de ilişkinin bir güç mücadelesine dönüşmesidir.
“Ben haklıyım.” “Sen anlamıyorsun.” “Benim dediğim olacak.”
Oysa Gottman, sağlıklı ilişkilerde partnerlerin birbirlerinin görüşlerinden etkilenmeye açık olduklarını vurgular. Bu, her konuda aynı fikirde olmak değildir. Kendi düşüncesinden vazgeçmek de değildir. Şunu söyleyebilmektir: “Ben böyle düşünüyorum ama senin ne düşündüğünü de anlamak istiyorum.”
Evlilikte “biz” olabilmek, kişinin “ben” olmaktan vazgeçmesi değildir. İki ayrı bireyin, karar verirken birbirlerinin dünyasını hesaba katabilmesidir.
Her Sorun Çözülmek Zorunda Değildir
Belki de Gottman’ın çiftler açısından en rahatlatıcı tespitlerinden biri budur. Bazı çatışmalar tekrar tekrar karşımıza çıkar. Para harcama biçimi, ailelerle kurulan sınırlar, düzen anlayışı, sosyal yaşam ihtiyacı, çocuk yetiştirme biçimi, yalnız kalma ihtiyacı…
Çünkü bazı anlaşmazlıkların altında yalnızca davranış değil; kişilik özellikleri, değerler, geçmiş yaşantılar ve yaşamdan beklentiler vardır. Bu nedenle sağlıklı evlilik, bütün sorunların çözüldüğü evlilik değildir.
Bazen asıl beceri, çözülemeyen bir farklılıkla birbirini incitmeden yaşayabilmeyi öğrenmektir.Burada soru değişir.
“Bu tartışmayı nasıl kazanırım?” yerine: “Bu mesele bizim aramızda var olmaya devam edecekse, birbirimize zarar vermeden bunu nasıl yönetebiliriz? ”Bu değişim, çatışmayı bir savaş olmaktan çıkarıp ilişki içinde yönetilmesi gereken bir farklılığa dönüştürür.
Tartışırken Asıl Mesele Ne Konuştuğunuz Değil, Nasıl Konuştuğunuzdur
Çiftler bazen terapi ya da danışmanlık sürecine “Biz çok tartışıyoruz” diyerek gelirler. Oysa tek başına tartışmak ilişkinin kötü olduğunun göstergesi değildir. Asıl dikkat edilmesi gereken, tartışmanın dilidir.
Gottman özellikle eleştiri, aşağılama, savunmacılık ve duvar örme davranışlarını ilişki açısından yıkıcı iletişim örüntüleri olarak tanımlar.
“Bu davranışın beni kırdı” demekle,
“Sen zaten düşüncesiz bir insansın” demek aynı şey değildir.
Birincisi davranışa yöneliktir; ikincisi kişinin karakterine saldırır. Benzer şekilde göz devirmek, küçümsemek, alay etmek veya karşıdakini değersiz hissettirmek yalnızca o tartışmayı değil, zamanla ilişkinin duygusal güvenliğini de zedeler. Bu nedenle çiftlere belki de öğretilmesi gereken en önemli becerilerden biri şudur: Öfkenizi ifade edebilirsiniz; fakat karşınızdaki insanın onurunu koruyarak.
Aynı Evde Yaşamak ile Ortak Bir Hayat Kurmak Aynı Şey Değildir
Gottman’ın yedinci ilkesi “ortak anlam yaratmak” üzerinedir.Bir çift yıllarca aynı evde yaşayabilir; faturaları ödeyebilir, çocukların sorumluluklarını paylaşabilir, market alışverişini yapabilir. Sistem kusursuz biçimde işleyebilir.Ama ilişki yalnızca işleyen bir organizasyona dönüşmüş olabilir.Oysa evlilik aynı zamanda ortak bir hikâye kurabilmektir.
“Biz nasıl bir aileyiz?”
“Bizim için önemli olan değerler neler?”
“Nasıl bir hayat yaşamak istiyoruz?”
“Çocuklarımıza ilişkimizden ne bırakmak istiyoruz?”
“Birlikte yaşlanmak bizim için ne ifade ediyor?”
Bu sorular çiftin ortak anlam dünyasını oluşturur. Çünkü uzun süreli ilişkiler yalnızca sevgiyle değil, birlikte kurulan anlamla da beslenir.
Evlilik Bir Sonuç Değil, Devam Eden Bir İlişkidir
Belki de Gottman’ın çalışmalarından çıkarılabilecek en önemli derslerden biri şudur: İyi bir evlilik tesadüfen iyi kalmaz. Nikâh günü birbirini çok seven iki insanın yıllar sonra da aynı yakınlığı kendiliğinden sürdüreceğinin garantisi yoktur. Çünkü ilişki yaşayan bir sistemdir; ilgilenildiğinde gelişir, ihmal edildiğinde mesafe üretir.
Bu nedenle ilişkileri yalnızca büyük yıldönümleri, pahalı hediyeler ya da romantik tatiller üzerinden düşünmemek gerekir. Bazen iyi bir evlilik; eşiniz konuşurken telefonu bırakmaktır. Sabah çıkarken sarılmaktır. “Bugün nasılsın?” diye sorup gerçekten cevabını dinlemektir. Bir tartışmanın ortasında haklı çıkmak yerine incitmemeyi seçmektir. Yıllardır tanıdığınızı düşündüğünüz insana yeniden merakla bakabilmektir. Belki de en önemlisi, hayatın bütün telaşı içerisinde zaman zaman birbirinize dönüp sessizce şu mesajı verebilmektir:“Buradayım. Seni hâlâ görüyorum. Bizim ilişkimizi önemsiyorum.”
Çünkü evlilikleri güçlü tutan şey çoğu zaman hayatın büyük anları değil; kimsenin görmediği sıradan günlerde birbirimize nasıl davrandığımızdır.
Özlem Aydemir
Uzman Aile Danışmanı
Kaynak: Gottman, J. M. & Silver, N. The Seven Principles for Making Marriage Work (Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi).