Feride Turan yazdı...

Türk Işığı Spor Kulübü İlanı

Harf İnkılabı’ndan aylar önce “Eskişehir’de Sakarya” gazetesinde yayınlanan bir ilan; dönemin sosyokültürel hayatını, eğlence anlayışını da gözler önüne sermesinden ya da bir futbol kulübünün sosyal etkinlik anlayışını ortaya koymasından öte aslında bir toplum mühendisliğini de göstermesi bakımından önemli bir tarihî belgedir.

Etkinliğin 1 Mart 1928 Perşembe akşamı gerçekleşeceği duyurulmakta, programın içeriği detaylarıyla ve sırasıyla verilmektedir. O hâlde öncelikle okuma notlarımızdan sırasıyla aktaralım: Programda “İdman Marşı, Monolog, Taklitler, Müzik: Darülelhan tarafından, Monolog, Zeybek, Sinema” yer almaktadır. “Sûret-i mahsusada bu akşam için celp edilen fevkalade filmler” ibaresinden sonra “Kiralık Zevce: 928 senesi yıldızı Lora La Plant (Laura La Plante) tarafından.” açıklaması mevcuttur. Ayrıca spor talimleri, denizcilik ihtifalleri ve komik filmler de zikredilen vaatler arasındadır.

İlanda sıralanan etkinlik listesinden de anlaşılacağı üzere çok katmanlı yapıya sahip bir eğlence anlayışı söz konusu. Osmanlı’dan miras kalan eğlence alışkanlıkları, ulus devletleşme sürecini ve millî bilinci pekiştirmeyi hedefleyen etkinlikler, küresel popüler kültürün en güçlü temsilcilerinden ve taşıyıcılarından biri olan sinema bir arada görülmektedir. Bir yandan geleneksel Türk tiyatrosu; monolog ve taklitler ile modern sahneye uyarlanıyor. Diğer yandan dönemin sinema sektörünün takip edildiğinin bir göstergesi olarak “sûret-i mahsusada” yani özel olarak getirtilen filmler var. 1928 yılı yıldızı şeklinde tanıtılan Laura La Plante (Lora La Plant) gibi Amerikan sinemasının popüler oyuncularının sıcağı sıcağına aynı yıl Eskişehir’de beyaz perdeye yansıması alelade bir durum değildir.

Gecede spor marşlarının çalınması ve jimnastik-spor talimlerinin gösterilmesi; Cumhuriyetimizin zeki, çevik ve ahlaklı sporcular yetiştirme vizyonuna ve sporun halka sevdirilmesine hizmet ediyordu şüphesiz. Yine özellikle Atatürk’ün de çok önem verdiği zeybek oyunu dikkatimizi çekiyor. Zeybeğin sahneye taşınması, halk danslarının ulus devletleşme sürecinde millî bir kimlik unsuru hâline gelmesine bir örnekti. Türkiye’nin ilk resmî müzik okulunun adının ilanda geçmesi de önemlidir. Elit, eğitimli müzisyenlerin davet edilmesi organizasyonun sanat kalitesini gösteriyor.

Denizciliğe dair kutlamaya gelince gayriihtiyari 1926’da ilan edilen Kabotaj Kanunu ve bu yöndeki millî coşku hatırımıza düşüyor. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’mizin denizlerdeki egemenlik hakkını simgeleyen ve tarihî bir dönüm noktası olan Kanun, yabancılara tanınan imtiyazlara son vermiştir. Bu bakımdan beyaz perdenin kurulduğu bu gecede Türk denizciliğine dair bir görsel şölen de olmalıdır. Diğer taraftan Darülelhan konseri, özel olarak getirtilen Hollywood filminin olduğu bir eğlencenin bütçesi ve o dönem için organizasyon ağı öyle amatör bir etkinlik olamayacak kadar büyüktür.

Peki, bu organizasyonun sahibi Türk Işığı Spor Kulübü kime ya da kimlere aitti? Kulübün adına Eskişehir’in 1924-1925 ilk liginde rastladık. Spor tarihine dair yapılan çalışmalarda “kıdemli” bir kulüp olduğu anlaşılmakla birlikte kulübün Türk Ocağı bağı hakkında hiçbir bilgi yoktur. “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Eskişehir Türk Ocakları ve Tasfiye Süreci”ne dair araştırma sürecimizde Türk Işığı Spor Kulübünün asıl kurumsal ve ideolojik üst yapısının Türk Ocakları olduğunu tespit ettik. Kurulduğu 1912’den itibaren Anadolu’da şubeleri açılan, Kurtuluş’tan Kuruluş’a “Türklerin faidesine” çalışmayı ilke edinmiş bir sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocakları, tasfiye edildiği 1931 yılına gelindiğinde ise Eskişehir’de merkez, Sivrihisar ve Mihalıççık’ta birer şube ile hizmet veriyordu. Tasfiye sürecine dair ulaşılan arşiv belgelerinde sadece Eskişehir Türk Ocağına bağlı kurumlar olduğunu gördük. Onlardan biri de Türk Işığı’dır. Hatta kulüp binası da “eski fırka binası” şeklinde tarif edilmektedir. Burada söz konusu “fırka” Cumhuriyet Halk Fırkasıdır. Tasfiye ile birlikte Türk Işığı’nın da 1931 yılı itibarıyla Eskişehir Türk Ocağı ile bağı kalmamıştır.

Arşivlerden, dönemin basınından ve özel koleksiyonlardan gün ışığına çıkarttığımız bilgi ve belgelerle Türk Ocaklarının Anadolu’da teşkilatlanmasını Eskişehir örnekleminde incelerken aynı zamanda çok katmanlı bir kent tarihi ile karşılaştık. Bu bakımdan Ocaklara Eskişehir’in Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişteki dönüşümüne, iç içe geçmiş birçok toplumsal dinamikle birlikte baktık. Kitabı da Eskişehir Türk Ocağının tasfiyeden önceki son başkanı Faruk Şükrü Yersel’e ithaf ettik.

Faruk Şükrü Yersel

İlanın bulunduğu “Eskişehir’de Sakarya” gazetesinin başyazarı ve genel yayın yönetmeni de Faruk Şükrü Bey’dir. Soyadı Kanunu ile “Yersel” soyadını alan Faruk Şükrü Bey de ürettikleriyle çok yönlü ve renkli bir kişiliktir. Bir dönem şehrin kültür ve sanat hayatının lokomotifi idi. Bağımsız, kalemi keskin, efsane bir gazeteciydi. Güçlü bir şair ve yazardı. Pek çok sivil toplum kuruluşunda öncü bir rol üstlendi. Borsa Komiserliği yaptı ve Ticaret Odasının tabi azası konumundaydı. Ulusal bayramlarda şehirdeki programları “tertip ve tatbik” etmekteydi. Belediye azalığı da yaptı. Cumhuriyetimizin önemli bir vizyonu olan kırsal kalkınma üzerine teoriler üretti. Onun anılması gereken bir yönü de şüphesiz kulüp başkanlıklarıdır. “Spor Mıntıkası Birinci ve İkinci Reislikleri” ve “İdman Yurdu Reisliği”ni üstlenen yazar, spor yazılarına da imza atmıştır. “Sporcu demek gayesine koşan bir asker demektir” diyen Faruk Şükrü Yersel’in Eskişehir’de ve Eskişehir için yaptıklarını arşivin kuyusundan bir bir çıkardığımızda gayriihtiyari, klasik taraftar tezahüratı olarak “Faruk Şükrü, sen bizim, her şeyimizsin” demeden edemedik. Ruhu şad olsun.