Feride Turan yazdı...

Jandarma kelimesiyle 19. yüzyılda tanışsak da “ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı” olan yüce Türk milleti, emniyet ve asayiş hususunda teşkilatlanmaya çok önem veren bir devlet geleneğine sahiptir. “Her Türk asker doğar” sözüyle ifadesini bulduğu üzere millet, baştan başa ordudur; ordu da milletin ta kendisidir. Tarihi kahramanlıklarla dolu şanlı Türk ordusu göz bebeğimizdir.

Yakın tarihimize şöyle bir dönüp baktığımızda Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde vurguladığı gibi I. Dünya Savaşı’nın kaybeden tarafı olarak “bütün orduları dağıtılmış” ülkemizde dağıtılmayan tek askerî güç jandarmaydı. Gelin görün ki emperyalistler Türk milletinin idam hükmü olan Sevr projesiyle Jandarmayı da hedef tahtasına oturtmak istemişti. Çünkü Sevr’i hayata geçirmelerinde Türk jandarmasını kendi siyasi emelleri için bir tehdit olarak görüyorlardı. Bu yüzden Sevr Antlaşması’na jandarmayı etkisiz hâle getirecek hükümler koydular. Ne yaparlarsa yapsınlar sonuç değişmez. Millî Mücadele başlayana ve düzenli ordu kurulana kadar geçen kısa ama çok kritik bir dönemde jandarmamız, tarihin yönünü Türk milletinin lehine çevirecek hamlelerde bulunmuştur. Bir yandan emperyalistler ve ülkemizdeki iş birlikçileri, diğer yandan sırtını işgalcilere yaslamış çeteler; öte taraftan savaş sonrası karışıklıktan istifade ederek yol kesen, ev basan eşkıyalarla çetin bir mücadeleye girişti.

Peki bu süreçte Eskişehir’de neler yaşanmıştı? Atatürk’ün Kurtuluş meşalesini yaktığı 1919 yılında Eskişehir’de jandarmanın durumu nasıldı? Arşivden bu sorulara birtakım cevaplar bulmak mümkün. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı sisteminde dönemin İçişleri Bakanlığı belgeleri ve yine İstiklal Harbi arşivi, jandarmanın Eskişehir’deki faaliyetleri hakkında kayda değer bilgiler sunmaktadır. İstiklal Harbi arşivinden ulaştığımız, jandarmanın teşkilatlanmasını gösteren 3 Haziran 1919 tarihli haritaya göre Eskişehir’de Müstakil Jandarma Tabur Kumandanlığı mevcuttur. Sivrihisar ve Merkezde olmak üzere iki Jandarma Bölüğü bulunmaktadır. Sarı renkle işaretlediğimiz Eskişehir ve Sivrihisar’ın Ankara Jandarma Mıntıka Müfettişliği içinde yer aldığı da haritada görülmektedir.

KARŞIKİ DAĞLAR JANDARMA JANDARMA

1919’da Jandarma Teşkilatlanmasını Gösterir Haritadan Bir Kesit

Eskişehir jandarma tabur müfrezelerinin I. Dünya Savaşı devam ederken asker kaçaklarını yakalamada üstün çaba sarf ettiği arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır. Sadece 1918 yılı Ocak ayı içinde 116’sı firari, 73’ü izin süresini aşanlar olmak üzere 189 neferi yakalamıştır. Demiryolu hattının ana kavşak noktası olan Eskişehir’e ülkenin çeşitli yerlerinden gelen firarilere Eskişehir Jandarma Tabur Müfrezeleri göz açtırmaz. Bu asayiş ve soruşturma dosyasını Eskişehir Mutasarrıflığının dönemin İçişleri Bakanlığı olan Dahiliye Nezaretine yazdığı resmî yazıdan öğreniyoruz. Yazıda da “Şehr-i Kanunisani zarfında liva dâhilinde jandarma takip müfrezeleri tarafından yüz on altı firari ve yetmiş üçü tecavüz-i müddet olmak üzere yüz seksen dokuz nefer derdest edilmiş olduğu” belirtilmiştir. Üstelik izin süresini aşanlar ile firarilerin hangi sancak ve kazalardan geldikleri, sayısal verilerle birlikte bir tablo hâlinde gösterilmiştir.

Eşkıya ile mücadeleye dair ulaştığımız belgeler, elbette mücadelenin tamamını göstermez ancak bu mücadeleye dair sunduğu enstantaneler çok değerlidir. Mesela Dâhiliye Nezâreti Evrâk Müdiriyetinin 1918 yılı kayıtlarından Ankara ve Beypazarı havalisinde eşkıyalık yapan Kara Ali çetesinin Sivrihisar’a geçtiğinin haber alınması üzerine jandarmanın derhâl harekete geçtiği, “Eskibiçer” mevkiinde çatışma yaşandığı ve bunun sonucunda eşkıyadan ölü ve yaralı olarak ele geçirilenler olduğu görülmektedir. Sivrihisar’a bağlı Eskibiçer, bugün Biçer Mahallesi olarak geçmektedir.

Yine Sivrihisar’da jandarmanın operasyonuna tanık oluyoruz. İstiklal Harbi arşivindeki 8 Temmuz 1919 tarihli “Asayiş ve İstihbarat Raporu”nda yazıldığı üzere “Sivrihisar kazasının Günyüzü nahiyesi civarında 5-6 kişilik bir eşkıya ile jandarma arasında vuku bulan müsademede eşkıyadan biri mevtaen biri mecruhen istisâl edilmiş ve müfrezeden bir nefer şehit düşmüş”tür. Burada kullanılan “istisâl” kelimesi pek manidardır. “Kökünden koparıp çıkarma, kökünü kurutma” demektir. Eski tıp terimi olarak ise “bir urun çıkarılması” anlamına geliyor. Türk dünyası gönül mimarlarından olan Farabi’nin ideal toplum anlayışını “beden” metaforuyla açıkladığını hatırlıyoruz gayriihtiyari. Ona göre mükemmel bir devlet, tek bir beden gibi birlik ve bütünlük oluşturmalıdır. Doğada insan bedenindeki bir organın hastalığı nasıl diğer organlarca hissediliyorsa aynı şekilde bir ferdin hastalığı ya da rahatsızlığı tüm devlette hissedilmelidir. “İstisâl” kavramını Farabi’nin “beden” metaforuyla ilişkilendirdiğimizde sivil halkı hedef alan eşkıya ve her türevi; bedenin sağlıklı dokularını kemiren bir ura, tümöre benzetilebilir.

Bugün Eskişehir ilinin Alpu ilçesine bağlı Işıkören Mahallesi, eski adıyla Arapkuyu köyü de eşkıya tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Arapkuyu; 1919 yılında, 18 Ekim’i 19 Ekim’e bağlayan gece 26 kişilik eşkıya çetesi tarafından sarılınca da “derhal Eskişehir’den bir zâbit kumandanı yirmi altı kişilik bir müfreze ile miktar-ı kâfi jandarma takip ve derdestine memur edilmiştir”. Çete ve eşkıyanın mantar gibi türediği bir karışıklık döneminde bile HTS kayıtları, IP adresi takibi ve kameralar olmadan hangi çetenin hangi vilayet, kaza vs. sınırından geçtiğine dair amansız bir takip yürütüldüğünü de belgelerden anlıyoruz. Mesela aynı yıla ait bir başka belgede Kara Yusuf çetesinin anlık konum bilgisi “Kütahya ovasına geçmiş olup bir daha İnegöl hududuna ayak basmadığı ve el-yevm Eskişehir’de olduğu” şeklinde sıcağı sıcağına kayıtlara geçmiştir. Jandarma takibi demişken Eskişehir’den olmasa da bir fikir vermesi için yazımıza geçmişten, Osmanlı’nın meşhur Şehbal dergisinden bir de fotoğraf karesi ekledik. Fotoğrafta bir jandarma eşkıya takip müfrezesi “hâl-i istirahat”te iken görülüyor.

Eşkıyalık yapan asker firarilerini yakalamada gösterdiği üstün başarıdan dolayı Sivrihisar Jandarma Bölük Kumandanı Faik Bey’in 1917 yılında Harp Madalyası ile taltifi de gündemdedir. Belgeyi incelediğimizde bürokratik süreci de takip edebiliyoruz. Son tahlilde 1917 yılında Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemiş, dolayısıyla Mondros Ateşkes Antlaşması da imzalanmamıştır. Payitaht İstanbul daha işgal edilmemiştir. Önce İngiliz, sonra Yunan işgaliyle ağır bedeller ödeyecek olan Eskişehir’e de henüz düşman çizmesi değmemiştir. Millî Mücadele’nin merkezi olacak TBMM ise yaklaşık üç yıl sonra açılacaktır. Tarihin bir yol ayrımında Türk jandarması ise tereddütsüz olarak Millî Mücadele safına geçecek; Kurtuluş’a giden yolda tarihî sorumluluğunu kahramanca yerine getirecektir.