Cihan Yıldırım yazdı...
Geçen gün Netflix’te Merkel’i izledim… İzlerken nedense aklıma hep Ayşe Ünlüce geldi. Angela Merkel ve Ayşe Ünlüce’nin benzer yönlerinin oldukça fazla olduğunu gördüm. O zaman buyurun yazıya…
Ayşe Ünlüce, Türkiye’nin yerel yönetim tarihinde nadir görülen bir profil olarak duruyor karşımızda. Eskişehir’de göreve geldiği günden beri sergilediği duruş, üslup ve kriz yönetimi yaklaşımını Angela Merkel’in 16 yıllık şansölyelik dönemine benzetiyorum.
Bu benzetme ilk bakışta abartılı görünebilir; ancak biraz daha yakından bakıldığında, iki kadının da yönetim felsefesinde ve özellikle kriz anlarındaki tavırlarında çarpıcı ortaklıklar ortaya çıkıyor.
Her iki isimde duygusal patlama yerine soğukkanlılığı tercih ediyor… Ki bu yönetim ve liderliğin birinci kuralı olsa gerek.
Merkel’in en çok hatırlanan fotoğrafları genellikle ‘yüzünde hiçbir şey olmamış gibi’ durduğu anlardır… Finans krizi, mülteci krizi, Euro bölgesi depremleri, Trump’ın beklenmedik çıkışları, Putin’in köpekli şakası! Hemen hemen hepsinde aynı kontrollü mimik, aynı ölçülü cümleler.
Ayşe Ünlüce de benzer bir çizgide ilerliyor. Eskişehir’in yakın tarihindeki tartışma konularında genelde ne öfkeli bir çıkış, ne de dramatik bir mağduriyet performansı sergilemedi. Buna parti içi tartışma ve gerilimleri de eklemeliyiz. Ataç’ın hayıflanmaları, Kurt’un mesajları, Yılmaz Hoca’nın çıkışları gibi… Ünlüce geride kalan iki yılda rakiplerle değil, CHP’lilerle uğraştı!
Ünlüce çoğu zaman bekledi, zamanlama doğru olduğunda da kısa ve net cevaplar verdi.
Bu, Türkiye siyasetinin alışık olduğu yüksek perdeden duygusal üsluba alışmış kamuoyu için hem şaşırtıcı, hem de bir kesim tarafından ‘soğuk’ olarak nitelendirildi.
Merkel’in meşhur cümlesi ‘başaracağız’ aslında çok büyük bir vaat içermiyordu ama o cümleyi söylerken ki sakinliği, milyonlarca insana ‘bu kadın panik yapmıyor, bir planı var’ hissi vermişti.
Ünlüce’nin de iki yıl içinde panik yaptığı görülmedi.
En çok kullandığı argümanlardan biri ‘Biz projelerle konuşuruz, lafla değil’ cümlesi oldu. Bu cümle, Türkiye’de genellikle kibir ya da tepeden bakış olarak okunabilir. Oysa Merkel’in de aynı cümleyi farklı dille kurmuştu: Ben sonuçlarla konuşurum, vaaz vermem…
İki lider de popülist şişirme diline mesafeli durarak, orta-üst sınıf ve eğitimli seçmen nezdinde güvenilirlik kazanmayı tercih ediyor. Almanya’da işe yaradı, Eskişehir’de işe yarayıp yaramayacağını zaman gösterecek. Şimdilik işler yolunda gibi…
Merkel uzlaşmacı olarak anılırdı ama Yunanistan’a kurtarma paketi örneğinde olduğu gibi ya da mülteci anlaşmasında Merkel’in masaya koyduğu kırmızıçizgiler oldukça sertti. Özellikle mülteci konusundaki tavrı, belgeselde de çok yer veriliyor…
Ayşe Ünlüce’de de benzer bir ikilik var. Şehirdeki birçok konuda uzlaşmacı bir görüntü vermeye çalışsa da, merkezi idarenin doğrudan müdahil olduğu meselelerde geri adım atmadığı görülüyor.
Merkel 16 yıl sonra gittiğinde, Almanya’da bıraktığı en büyük miraslardan biri ‘istikrar’ algısıydı ama aynı zamanda ‘değişim cesareti eksikliği’ eleştirisi de aldı. Eskişehir’de de aynısını yaşıyoruz… Yılmaz Hoca’dan sonra ne olacak? Bu soru cevap buldu… İstikrar devam ediyor. Değişim cesareti eksikliği ise Ünlüce’nin masasındaki en büyük sorun olarak duruyor.
Elbette Ünlüce’nin önünde çok uzun bir yol var… Eğer önümüzdeki yıllarda Eskişehir’i gerçekten dönüştürecek cesur hamleler yapabilirse, ‘Türk Merkel’ benzetmesini hak edecek. Ama eğer sadece ‘krizleri sakinlikle yöneten ama büyük sıçramalar yapmayan’ bir belediye başkanı olarak kalırsa, bu benzetme yavaş yavaş ‘soğuk ve değişime mesafeli’ şeklinde olumsuz bir yoruma da evrilebilir.
Her iki durumda da şu gerçek değişmiyor…
Türkiye’de kadın belediye başkanlarının yönetim tarzı tartışılırken, Angela Merkel’in 16 yıllık ‘sessiz güç’ mirası hala çok güçlü bir referans olmaya devam ediyor. Ve Ayşe Ünlüce, bu referansı en çok andıran isim haline gelmiş görünüyor.
Belki de mesele şu soruda düğümleniyor: Sizce bir kent için en çok ihtiyaç duyduğu şey, büyük heyecanlar yaratan liderlik mi, yoksa uzun soluklu istikrar ve soğukkanlı yönetim mi? Bu sorunun cevabı en azından bende de hala net değil.